Hikâye ·
Arena III — Hüküm
Bir kralın, gladyatörler ve maskeli kalabalık karşısında kendisine biçilen rolü ve vermesi beklenen hükmü sorguladığı kısa bir hikâye.
Aydınlık hâlâ gözlerini kamaştırıyordu ve etrafındakileri görmesini zorlaştırıyordu. Coşkulu kalabalığın sesleri dört bir yanını sarıyordu. Görüşü netleştikçe önündeki arenanın kumlarını ve tribündeki kalabalığı şaşkınlıkla incelemeye başladı. Bir yandan da arenaya çıkan gladyatörleri inceliyordu. Bu sahne, maskeli kalabalık, arenanın kumları; sanki bunların hepsini bir yerden tanıyordu. Gladyatörler kalabalığı coşturarak önüne doğru ilerlediler ve geldiklerinde kuşandıklarını bırakarak önünde diz çöktüler. O sırada bir ses duydu:
- "Kralım, sizin konuşmanız için bekliyorlar."
Sesin sahibine dönerek kendisinin muhatap alındığından emin olmak istedi. Yanındaki adam ellerini önünde bağlamış ve başını hafif eğerek hazır vaziyette emirlerini bekliyordu. Evet, muhatap gerçekten de oydu. Bu hikâyenin kralı oydu.
- "Benim mi? Ne söylemem gerekiyor?"
- "Evet kralım. Bu gladyatörler sizin hükmünüz için savaşmak adına buraya kadar geldiler."
- "Nasıl bir hükümden söz ediyorsun?"
- "Yaşamak ya da ölmek kralım."
Gerçekten kral olmuştu. Bu yalnızca birkaç saat önce gördüğü rüya değil miydi? Hızla diz çökmüş gladyatörlerin yüzlerini inceledi. İşte oradaydı. Görür görmez tanımıştı. İnsan kendisini nasıl tanımazdı ki?
Madem oynaması gereken bir rol vardı, oynayacaktı. Gladyatörlere, hatta özellikle kendisine döndü ve seslendi:
- "Burada ne işin var?"
- "Hükmünüz için geldim kralım."
- "Ne konuda hüküm vermemi istiyorsun?"
Bir an için karşısındaki gladyatörün, yani kendisinin, bu soru karşısında afalladığını gördü. Böyle bir soruyu beklemediği belliydi. Kendisi de daha önce böyle bir konuşma yaptıklarını hatırlamıyordu. Merakla gözlerinin içine bakmaya devam etti. O sırada kalabalık da dikkatle kral ile gladyatör arasında geçen konuşmayı izliyordu.
Gladyatör tekrar konuşmaya başladı:
- "Kalabalık kralım. Bizden bunu bekliyorlar. Onlara istedikleri şeyi verelim."
- "Şu maskeli topluluk mu? Bizden tam olarak istedikleri şey nedir?"
Gladyatörün kendi kendine bir şeyler mırıldandığını, soru karşısında zorlandığını ve kafasının karıştığını görüyordu.
- "Her zaman yaptığımız şeyi istiyorlar, kralım. Onları mutlu etmemizi. Onlara bir gösteri sunmak için burada değil miyiz?"
- "Öyle görünüyor. Peki ya sen ne istiyorsun ey cengaver! Ayrıca, ne konuda hükmümü istediğini de hâlâ söylemiş değilsin!"
- "Bilmiyorum!"
Sesi bir anlığına karşısında kral olduğunu unutmuşçasına gür ve sert çıkmıştı. Derin bir iç çekti. Sonrasında şu sözlerle toparlamaya çalıştı:
- "Daha önce de bu arenada sizin karşınızda çok kez savaşmıştım kralım. Benim amacım bu. Ben gladyatörüm. Siz hükmü verirsiniz, ben de buna uyarım. Benden bundan fazlasını beklemeyin kralım."
Kral hâlâ yaşananların şaşkınlığı içerisindeydi. O sırada yağmur başladı ve içinde olduğu rolü sürdürmeye karar verdi:
- "Tamam öyleyse. Ey gladyatörler! Kalabalığın ve kralınızın beklentilerini yerine getirin! Hükmümü daha sonra vereceğim. Şimdi çıkın ve savaşın!"
Kalabalık kralın konuşması bittiğinde eski, coşkulu hâline geri dönmüştü. Gladyatörler de arenadaki yerlerini aldılar. O sırada kralın danışmanı konuşmaya başladı:
- "Kralım, bugün oldukça farklı görünüyorsunuz. Her şey yolunda mı?"
- "Emin değilim. Şu gladyatörün söylediklerini düşünüyordum. Bu arada senin adın neydi?"
- "Bana bir isim verilmedi kralım. Bugüne kadar bana hep sen diye hitap ettiniz. Kralımızın, yani sizin danışmanınız olarak yaşadım."
- "Nasıl yani? Bugüne kadar bir ismin hiç olmadı mı? Ve sen de bu duruma razı mı geldin?"
- "Kralımızın hükmü neyse o olur efendim. Benim rolüm size danışmanlık yapmak. Bugüne kadar beni farklı bir isimle çağırmayı hiç düşünmediniz. Bugün gerçekten de farklı davranıyorsunuz kralım. Gladyatörün söylediklerinde sizi düşündüren şeyin ne olduğunu anlayamadım. Herkes gibi o da yalnızca hükmünüzü bekliyor."
Kral önüne dönerek gladyatörleri ve arenayı incelemeye başladı. Özellikle kendisini inceliyordu. Buraya neden gelmişti? Neden ısrarla hüküm istiyordu? Neden kalabalık için yaşıyordu? Neden kuşandıklarını bırakıp gitmiyordu? Kral bunları düşündüğü sırada gladyatörler savaşmaya başladılar. Kalabalık da coşkulu bir şekilde ölüm için haykırıyordu. Kral o sırada danışmanına döndü ve sordu:
- "Peki ya ben hüküm vermezsem ne olur?"
- "Nasıl yani kralım?"
- "Hüküm vermezsem."
- "Siz her zaman hüküm verirsiniz kralım. Hep verdiniz. Sizin rolünüz bu."
- "Ama bu sefer hüküm vermek istemiyorsam?"
- "Yine de birinin vermesi gerekir kralım."
- "Neden?"
- "Her zaman böyleydi kralım."
O sırada arenadaki savaş sürüyordu. Kral döndü ve yeniden kendisini izlemeye koyuldu. Diğer tüm gladyatörlerin yüzlerinin bulanık olduğunu gördü. Kendisiyse, tek ayağı üzerinde diz çökmüş, kılıcından destek alarak doğrulmaya çalışıyordu. Üzeri yara bere içindeydi. Kalabalık tamamen susmuş ve pür dikkat onu izlemeye koyulmuştu. Son bir gayretle yere düşürdüğü kalkanını alıp doğrulmayı başardığını gördü. O sırada kral tekrar danışmanına döndü:
- "Hüküm vermemeye karar verdim."
- "Nasıl yani kralım? Böyle bir şey mümkün değil! Üstelik, şu gladyatöre söz vermediniz mi?"
- "Gladyatöre verebileceğim bir hüküm yok. Bunu kendisinin görmesi gerekiyor."
- "Peki ya kalabalık kralım? Onlar ne düşünür?"
- "Bilmiyorum... Belki şimdi biraz da benim ne istediğime bakmanın zamanı gelmiştir."
Kral yavaşça oturduğu tahttan ayağa kalktı. Tacını ve pelerinini tahta bıraktı. Kalabalığın gözleri gladyatörden uzaklaşmış ve kralı izlemeye koyulmuştu. Kral tahttan uzaklaşmaya başladığı sırada tüm o kalabalık, tüm sesler ve tüm görüntüler de giderek uzaklaştı ve uyandı.