Hikâye ·

Arena VI — Boşluk

Boş bir tahtın yanında kalan isimsiz bir danışmanın, rolü olmadan kim olduğunu anlamaya çalıştığı kısa bir hikâye.

"Bu arada senin adın neydi?" gözlerini açtığında zihninde bu soru dönüyordu. Karşısında tahtta oturan, tacı ve pelerini olan bir adam meraklı gözlerle ona bakıyordu. Sanırım bu kral olmalı diye düşündü. Etrafına baktığında bir arenada olduklarını gördü. Coşkulu bir şekilde ölüm için haykıran kalabalık, birbirlerine hiç acımadan saldıran gladyatörler. Yağan yağmur ve çamura dönüşen kumlar ise hiç dikkatini çekmemişti. Krala dönerek konuşmaya başladı:

- "Bana bir isim verilmedi kralım. Bugüne kadar bana hep sen diye hitap ettiniz. Kralımızın, yani sizin danışmanınız olarak yaşadım."

Konuşmanın nasıl ilerlediğini, kralın hangi noktada ve neden tacını ve pelerinini bırakarak kalkıp gittiğini hatırlayamıyordu. Sadece, kralın hüküm vermemeye karar verdiğini söylediğini ve o anda kendisinin şaşıp kaldığını hatırlıyordu. Kralı caydırmak için kalabalığın beklentilerini ve kral olmanın sorumluluklarını hatırlatmış; bir danışmanın yapması gereken her şeyi yapmıştı. Buna rağmen kral yine de kalkıp gitmiş ve rolünü terk etmişti. Oysa adamın bildiği tek şey her zaman bir hüküm verilmesi gerektiğiydi. Tahtın yanında donup kalmıştı. Ne kadar süre öyle kaldığını bilmiyordu. O anda sanki tüm kalabalığın gözleri onun üzerindeydi. Maskelerin ardındaki gözlerin onu delip geçtiğini hissediyordu. Arenanın kumları da tamamen boştu artık. Son kalan ve kralın hükmünü bekleyen gladyatör de yoktu. Sadece kılıcı ve kalkanı kumların üzerinde duruyordu. "Kral geri dönecek" diye düşündü. "Dönmeli" dedi. "Daha önce hiç gitmemişti ki?" diye düşündü. "Ya dönmezse?" diye içindeki sorgulayıcı ses onu yokladı. Boş tahta baktı: "Kral olmadığında danışmanın rolü ne oluyordu?" Önce tahtın üzerinde duran pelerine, sonra da kendi kıyafetlerine baktı: "Eğer artık danışman değilse, ondan geriye ne kalıyordu?" Yavaşça tacın yanına gitti ve "Birinin hüküm vermesi gerekir" dedi. Bir anlığına da olsa kralın sorduğu o tek soruyu hatırladı: "Neden?" Bu sırada istemsizce taca uzandı ve eline aldı. Bir süre avucunda tuttu. Bir an için tacı yeniden tahtın üzerine bırakmayı düşündü. O sırada kalabalıktan bir ses yükseldi: "Kralım çok yaşa!" Önce ne olduğunu anlayamadı ama kalabalık çoktan coşkulu bir şekilde tezahürata başlamıştı. Tacı başına taktı ve pelerini yavaşça üzerine giydi. Ardından tahta oturdu ve kalabalığı selamladı. Bir anlığına önceki kralın "Belki şimdi biraz da benim ne istediğime bakmanın zamanı gelmiştir" dediğini hatırlar gibi oldu. Kalabalığın ne istediğiyse belliydi. Yine de birinin hüküm vermesi gerekiyordu.