Arena serisi · 33/33 ·

Arena XXXIII — Borç

Kafede birkaç masa doluydu.

Genç kadın tezgâhın arkasında defterini açmış, sayfaları yavaşça çeviriyordu.

Bir sayfaya gelince durdu.

Birkaç satırı yeniden okudu.

Sayfanın ortalarında bir cümle vardı.

"Neden onun ölmesini istiyoruz?"

Parmağını cümlenin üzerinde kısa süre tuttu.

Sonra birkaç sayfa ileri gitti.

Bir arabanın arka koltuğunda olduğunu yazdığı rüyayı buldu. Sayfanın köşesini hafifçe kıvırdı ve defteri kapattı.

Kapının üzerindeki küçük çan çaldı.

Adam içeri girdi.

Her zamanki masasına geçmeden önce tezgâha yaklaştı.

- "Günaydın! Borçlarımı ödemek istiyordum. Bugün müsait misiniz?"

Kadın bir kaşını kaldırarak ona baktı.

- "Hoş geldiniz. Ne için?"

Adam gülümsedi.

- "Hem hesap, hem de rüyalar tabii."

Kadın güldü.

- "Unutmadınız yani."

- "Unutmadım tabii."

Kadın dünkü hesabı söyledi. Adam ödemeyi yaptı.

- "O zaman siz yerinize geçin, ben de birer kahve yapıp geliyorum."

- "Kırk yıl hatırlı olması kaydıyla!" dedi ve güldü.

Adam yerine geçti. Eşyalarını çantasında bırakıp sadece defterini ve kalemini çıkardı.

Bir süre sonra kadın kahvelerle birlikte geldi. Kendi defterini de yanında getirmişti. Adamın karşısındaki sandalyeye oturdu.

- "Başlamak ister misiniz?"

- "Ama centilmenlik?"

- "Bu seferlik olmasa da olur," dedi kadın ve gülümsedi. "Siz başlayın lütfen."

Adam kahvesinden bir yudum aldı ve defterini açtı.

- "Bir yerde dövüşüyordum."

Kadın da kendi kahvesinden bir yudum aldı ve defterini açtı.

- "Nasıl bir yerde?"

- "Arena gibi. Ama siz böyle her seferinde beni bölecek misiniz?" dedi ve güldü.

- "Böylesi daha eğlenceli," dedi kadın ve o da güldü.

- "Haklısınız."

Adam devam etti.

- "Tam olarak neresi olduğunu bilmiyordum. Karşımda sürekli birileri vardı. Yüzlerini doğru düzgün seçemiyordum."

Kadın başını kaldırdı.

- "Tanıdığınız insanlar mıydı?"

- "Sanmıyorum."

Adam fincanını masaya bıraktı.

- "Zemin de sabit değildi. Sürekli hareket ediyordu. Dengede kalmaya çalışırken bir yandan da dövüşüyordum."

Kadın hafifçe kaşlarını kaldırdı.

- "Yorucuymuş. Tıpkı bir kâbus gibi."

- "Maalesef."

Adam gülümsedi.

- "Etrafımda bir de kalabalık vardı. Yukarıdan izliyorlardı."

Kadın birkaç saniye ona baktı.

- "Sizi mi?"

- "Evet. En azından ben öyle hissediyordum."

Kadın kahvesinden bir yudum aldı.

- "Pek hoş bir rüya değilmiş."

- "Maalesef."

Adam defterindeki notlara yeniden baktı.

- "Asıl anlam veremediğim şeylerden biri rakiplerdi. Bir süre sonra onları yenmeye başladım ama yere düştüklerinde normal bir şekilde kalmıyorlardı."

Kadın kaşlarını hafifçe çattı.

- "Nasıl yani?"

- "Karanlık bir şeye dönüşüp kayboluyorlardı."

- "Hepsi mi?"

- "Hepsi."

Kadın başını salladı.

Adam birkaç saniye sustu.

- "Sonra savaş bitti. En azından ben öyle sandım. Kralın olduğu yere doğru gittim."

Kadın gülümsedi.

- "Bir de kral vardı yani."

Adam da güldü.

- "Peki kral ne yaptı?"

- "Hiçbir şey."

Kadın yeniden adama baktı.

- "Nasıl yani?"

- "Çünkü orada değildi."

Adam defterindeki birkaç satıra göz gezdirdi. O sırada kadın kendi defterinin kenarına birkaç kelime not etti.

- "Sanırım rüyanın beni en çok düşündüren kısmı da buydu. Oraya gidip bir şey bekliyordum. Ne beklediğimi de tam bilmiyordum. Ama baktığımda kral yoktu."

Kadın bir süre sustu.

- "Ya sonra?"

- "Uyandım."

Kadın kahvesinden bir yudum daha aldı.

- "Gerçekten çok ilginç bir rüya görmüşsünüz. Peki ne anlama geldiğini hiç düşündünüz mü?"

- "Dün aslında ben de onu anlamaya çalışıyordum," dedi adam. Önündeki deftere baktı. "Ama şu an için bilmiyorum."

- "Anladım," dedi kadın ve bitmiş olan kahve fincanlarına baktı. "Devam etmeden önce yeni kahveye ne dersiniz?"

- "Olur tabii. Merakla sizin rüyanızı bekliyorum."

- "Benimki bunun yanında biraz sakin kalabilir ama baştan uyarayım!" diye gülümsedi kadın boş fincanları aldığı sırada.

Kadın tezgâha yöneldi. Boş fincanları lavabonun yanına koydu.

O sırada kapının üzerindeki küçük çan çaldı. İçeri birkaç kişi girdi.

- "Hoş geldiniz! Hemen geliyorum!" diye seslendi.