Arena serisi · 69/69 ·

Arena LXIX — Sayılmaz Mı?

Tezgâhın üzerindeki boş fincanları toplarken cam kenarındaki masaya baktı. Kafenin sahibi, karşısındaki adamı dinliyordu.

Adam içeri girdiğinde elinde beyaz bir papatya vardı. Kadının onu görünce gözlüğünü çıkarması dikkatini çekmişti. Bir süre ayakta konuştuktan sonra masaya geçmişlerdi.

Kadının kasanın yanına koyduğu papatyaya baktı.

"Eski bir tanıdığı herhâlde."

Fincanları lavaboya bıraktıktan sonra diğer masalardaki boşları toplamaya başladı. Cam kenarındaki masaya yaklaştığında kadının çay bardağını iki eliyle kavradığını gördü. Adam bir şeyler anlatırken kadın başını kaldırıp ona baktı, ardından çayından bir yudum aldı.

Topladıklarını tezgâha bırakıp kahve makinesinin yanını silmeye başladı. Cam kenarındaki masadan bir gülüş duyunca başını çevirdi. Adam sandalyesinde geriye yaslanmıştı. Kadın da ona gülümsüyordu.

Bir müşteri hesabı ödemek için kasaya geldi. Ödemeyi alıp diğer masaları kontrol etti.

Bir süre sonra cam kenarındaki masaya yeniden baktı. Kadın artık gülümsemiyordu. Yaşlı adam masadaki boş bardaklara bakarken kadın gözlerini ondan ayırmamıştı.

"Bir şey mi oldu acaba?"

Bir bardak su doldurup masaya yöneldi.

Bardağı kadının önüne bıraktıktan sonra elini onun elinin üzerine koydu.

— "Abla, faturalardan biri için aradılar. Acilmiş, gelebilir misin?"

Kadın ona baktı.

— "Tabii canım, hemen geliyorum."

Elini çekip kasaya döndü ve onları izlemeye devam etti.

Bir süre sonra yaşlı adam sandalyesinden kalktı. Paltosunu giyip kadınla vedalaştıktan sonra kapıya yöneldi. Kadın da kasaya geçti.

Kapının üzerindeki metalik çan çaldı.

— "Sağ ol canım."

— "Ne demek abla. Konuşmak ister misin?"

— "Şimdi değil. Belki birazdan, olur mu?"

— "Tabii, ne zaman istersen."

Boş bardakları toplamak için masaya geçti. Bardakları tepsiye yerleştirip lavaboya götürdü.

Bir süre sonra yeni müşteriler geldi. Siparişleri hazırlayıp masalara götürdü. Tezgâha döndüğünde kadın kasanın yanındaki taburede oturuyordu.

— "Abla, çay vereyim mi?"

— "Olur canım, kendine de koyup gelsene."

İki çay hazırlayıp birini kadının önüne bıraktı. Diğerini eline alıp tezgâha yaslandı.

Kadın gözlüğünü çıkarıp kâğıtların üzerine koydu.

— "Az önce sormuştun ya."

— "Neyi abla?"

— "Konuşmak ister misin diye."

— "Ha, evet."

Kadın çayından bir yudum aldı.

— "Çok eskiden tanıdığım biriydi."

— "Tahmin ettim. Papatya getirmiş."

— "Evet. En sevdiğim çiçektir."

— "Hatırlamış demek."

— "Hatırlamış."

Kadın papatyaya baktı.

— "Uzun zamandır görüşmüyorduk."

— "Öyle mi?"

— "Evet. Eskiden çok yakındık."

Kadın çayından bir yudum daha aldı.

— "Görünce de sevindim aslında. Bugün biraz konuşuruz sanmıştım."

— "Konuşamadınız mı?"

— "Torunu olduğunu öğrendim, sayılmaz mı?"

Kadın hafifçe gülümsedi.

— "Söylemesini beklediğim bir şey vardı."

— "Ama?"

— "Söylemedi tabii. Belki hatırlamıyordur bile."

Bir süre konuşmadılar.

— "Neyse canım. İyi ki geldin yanıma."

— "Ne demek abla."

Kadın gözlüğünü yeniden taktı.

— "Sen nasılsın bakalım?"

— "İyiyim abla."

— "Sen hep iyi ol."

Kadın önündeki faturaları yeniden düzenlemeye başladı. Garson da çayını bitirip bardağı lavaboya bıraktı.

Bir süre sonra kapının üzerindeki metalik çan çaldı.

Başını kaldırdığında onu gördü. Omzunda çantası vardı. İçeri girerken kendisine el salladı.

O da karşılık verdi.

Kafe sahibi gelen adama baktı, ardından gülümseyerek konuştu.

— "Seninki geç geldi bugün."

— "Toplantısı vardı sabahtan. O yüzden."

— "Öyle mi?"

— "Evet."

Kadın hafifçe gülümsedi.

— "Hadi bakalım."

Tezgâhın arkasından çıkıp adamın oturduğu masaya yöneldi.

— "Hoş geldin."

— "Hoş buldum."

— "Toplantın nasıl geçti?"

— "Çok yorucuydu bugün."

— "Kahve?"

— "Olur, lütfen."

— "Her zamanki gibi mi?"

— "Her zamanki gibi."

Tezgâha dönüp kahveyi hazırlamaya başladı. Adamın masanın yanına bıraktığı çantaya gözü takıldı.

Kadının defterle ilgili söyledikleri aklına geldi. Defterindeki rüyayı düşündü.

"Neden onun ölmesini istiyoruz?"

Kahve hazır olunca fincanı tabağına yerleştirip masaya götürdü.

— "Afiyet olsun."

— "Ellerine sağlık."

Masadan ayrılmak üzereyken durdu.

Adam başını kaldırdı.

— "Her şey yolunda mı?"

— "Sana bir şey sorabilir miyim?"

— "Tabii ki."

Karşısındaki boş sandalyeye baktı. Ardından yeniden adama döndü.

— "Defterimi okudun mu?"