Arena serisi · 68/68 ·

Arena LXVIII — Ne Zaman İstersen

— "Ne güzel."

Bir oğlu ve bir torunu olmuştu. Evlendiğini duymuştu ama sonrasında neler yaşadığını bilmiyordu.

Adam torunundan söz ederken gülümsemişti. Yüzündeki çizgiler artmış, saçları beyazlamıştı. Gülüşü ise pek değişmemişti.

Çay bardağına uzandığında parmaklarının titrediğini fark etti. Elini geri çekip dizinin üzerine koydu. Birkaç kez parmaklarını açıp kapattıktan sonra bardağı iki eliyle kavradı.

Başını kaldırıp adama baktı.

"Fark etti mi?"

Adam çayından bir yudum aldı.

"Çocuklarını ben sordum. Ne anlatmasını bekliyordum ki?"

Bardağı tabağına bıraktı.

— "Peki, beni nasıl buldun?"

— "Biraz soruşturdum. Eski tanıdıklardan birine sordum, burada olduğunu söyledi."

— "Ne zaman öğrendin?"

— "Geçen hafta."

— "Bir haftadır biliyorsun yani."

— "Evet. Birkaç kez gelmeyi düşündüm aslında ama..."

Kadın devamını bekledi.

— "Neyse. Sonunda geldim işte."

— "İyi yapmışsın."

Adam gülümsedi.

— "Bence de. Bir an tanımazsın diye düşünmüştüm."

— "Tanımaz olur muyum?"

— "Çok zaman oldu. Bilemedim işte."

— "Unutmadım ki."

— "Evet, unutmamışsın."

Adam gülerek sandalyesinde biraz geriye yaslandı.

Kadın yeniden bardağını eline aldı. Parmaklarını bardağın etrafında birleştirdi.

— "Her gün geliyor musun kafeye?"

— "Evet. Bazı sabahları geç geliyorum tabii."

— "İşler yoğun oluyordur."

— "Öğlenleri daha kalabalık oluyor. Şimdi biraz sakin."

— "İyi denk gelmişim o zaman."

— "Evet."

Kadın gülümsedi. Adam da karşılık verdi.

"Sadece hâlimi hatırımı sormaya gelmedin herhalde."

— "Emekliliğe alışabildin mi bari?"

— "İlk zamanlar zorlandım. Sabah erkenden uyanıyordum yine."

— "Alışkanlık."

— "Aynen öyle. Sonra torun büyüdü, onunla uğraşıyorum artık."

— "İyi olmuş."

— "Evet, bence de. Şikâyetim yok."

— "Şikâyetin olmasın zaten."

— "Yok yok, hiç yok."

Adam gülerek çayını eline aldı.

Bir süre onu izledi. Adam çayından içiyor, arada kasaya ve cam kenarındaki masalara bakıyordu.

Kadın bardağında kalan çayı içti. Bir süre sonra adam da bardağını tabağına bıraktı.

— "Valla iyi oldu seni bulduğum."

— "Öyle mi?"

— "Tabii. Seni gördüğüme sevindim."

Kadın ona baktı.

— "Ben de."

Adam gülümsedi.

Kadın gözlerini ondan ayırmadı.

"Özür dilemeyecek misin?"

Adam masadaki boş bardaklara baktı.

— "Çay da çok güzeldi. Ellerine sağlık."

— "Afiyet olsun."

Kadın ayağını masanın altında salladığını fark etti. Topuğunu yere bastırıp durdurdu. Birkaç saniye sonra yeniden sallamaya başladı.

Garson elinde bir bardak suyla masaya geldi. Bardağı kadının önüne bıraktıktan sonra elini onun elinin üzerine koydu.

— "Abla, faturalardan biri için aradılar. Acilmiş, gelebilir misin?"

Kadın garsona baktı.

— "Tabii canım, hemen geliyorum."

Garson elini çekip kasaya döndü.

— "Kusura bakma, bir işle ilgilenmem gerekiyor."

— "Olur mu öyle şey. İşini hallet tabii. Hem artık seni buldum."

Kadın su bardağını eline alıp birkaç yudum içti.

Adam sandalyesinden kalktı.

— "Ben de kalkayım artık."

— "Peki. Ne zaman istersen gelebilirsin."

Paltosunu yanındaki sandalyeden alıp giydi.

— "Görüşürüz o zaman."

— "Görüşürüz."

Adam kapıya doğru yürürken kadın da kasaya geçti. Kapının üzerindeki metalik çan çaldı.

Garson başını kaldırdı.

— "Sağ ol canım."

— "Ne demek abla. Konuşmak ister misin?"

— "Şimdi değil. Belki birazdan, olur mu?"

— "Tabii, ne zaman istersen."

Garson boş bardakları toplamak için masaya yöneldi.

Kadın kasanın yanındaki tabureye oturdu. Gözlüğünü takmak için uzandığında papatyayı gördü.

Uzun bardağı biraz yana kaydırıp önündeki kâğıtlara döndü.