Arena serisi · 65/65 ·
Arena LXV — Neden Olmasın
Sabah salona geçtiğinde defteri hâlâ masanın üzerinde açıktı. Kalemi sayfaların arasına koyup kapağını kapattı ve kitaplığına kaldırdı.
Mutfakta çaydanlığa su doldururken bir önceki akşam küçük kıza verdiği sözü hatırladı.
Telefonunu çıkarıp komşusuna mesaj yazdı.
"Günaydın. Bugün kızınla kahvaltıya gelsene. Hem ufaklığa da söz verdim dün."
Bir süre sonra cevap geldi.
"Günaydın canım. Çok güzel olur. On bir gibi gelelim mi?"
"Olur tabii, ben de anca hazırlanırım."
Buzdolabını kontrol edip eksiklerini not etti. Marketten domates, salatalık, biber ve beyaz peynir, fırından üç simit ve bir çiçek ekmek aldı.
Apartmana dönerken kaldırımın kenarındaki karıncaları gördü. Duvarın dibindeki küçük bir çatlağa girip çıkıyor, karşılaştıklarında kısa süre birbirlerine dokunup yollarına devam ediyorlardı.
Bir süre baktıktan sonra ekmeğin kâğıdını araladı. Köşesinden küçük bir parça koparıp parmaklarının arasında ufaladı. Kırıntıları çatlağın biraz yanına bıraktı.
Karıncalardan biri kırıntılardan birine yaklaştı.
Ekmeği yeniden sarıp yürümeye devam etti.
Eve dönünce çayı demledi, kahvaltılıkları hazırladı. Menemenin domateslerini pişirirken kapı çaldı.
Ocağın altını kısıp kapıya gitti.
Kapıda küçük kızla annesi vardı. Kız kitabını kolunun altına sıkıştırmış, kalem çantasını eline almıştı. Annesinin elinde de cam bir kavanoz vardı.
— "Günaydın abla!"
— "Günaydın! Hoş geldiniz."
— "Hoş bulduk," dedi annesi. "Biz de bir şey getirdik."
Kavanozu uzattı.
— "Acuka yapmıştım. Birazını da sana getirdim."
— "Çok severim, teşekkür ederim."
— "Ben de kitabımı getirdim!"
— "Onu da özellikle bekliyordum."
Kız gülerek içeri geçti. Kitabını ve kalem çantasını salondaki sehpanın üzerine bırakıp mutfağa geldi.
— "Ben de yardım edeyim mi?"
— "Neden olmasın? Simitleri şu sepete koyar mısın tatlım?"
Kız simit poşetini açıp içindekileri teker teker çıkardı.
— "Burada üç tane var!"
— "Evet, hepimize birer tane."
— "Ben en büyüğünü alabilir miyim?"
— "En büyüğünü bulursan neden olmasın?"
Simitleri masaya yan yana dizip bir süre inceledi.
— "Buldum!"
Seçtiği simidi kendi tabağına, diğer ikisini de sepete koydu.
Menemenin başına dönüp yumurtaları tavaya kırdı. Biraz daha karıştırdıktan sonra ocağı kapatıp tavayı masanın ortasına götürdü.
Üçü de yerlerine oturdu.
Bir süre kahvaltı edip sohbet ettiler. Küçük kız ekmeğinden bir parça koparıp menemene uzattı.
— "Acı mı?"
— "Hayır, hiç acı koymadım."
Kız bir lokma aldı.
— "Hmm, leziz olmuş!"
— "Beğenmene sevindim tatlım."
Küçük kız simidini de bitirdikten sonra başını kaldırdı.
— "Şimdi kitaba bakabilir miyiz?"
— "Olur. Önce şu tabakları toplayalım mı?"
Çayından son bir yudum alıp bardağını masaya bıraktı.
Komşusuyla birlikte boş tabakları ve kahvaltılıkları mutfağa taşıdı. Çay bardaklarını masada bıraktılar. Küçük kız da sehpadan kitabını ve kalem çantasını getirdi.
Kapağında balonlarla havalanan küçük bir ev vardı. İlk sayfasında büyük harflerle adı yazılıydı. Çevresinde renkli yıldız, galaksi ve kavanozda çiçek çıkartmaları vardı.
— "Bak, burayı ben yaptım!"
— "Çok güzel olmuş. Bunları da sen mi yapıştırdın?"
— "Evet. Annem sadece çıkartmaları kesti."
Annesi gülerek başını salladı.
— "Evet, benim görevim oydu."
Kız sayfaları çevirmeye başladı.
Bir sayfada küçük bir kedinin resmi, başka bir sayfada da bir tepsi kurabiyenin fotoğrafı vardı.
Kız kurabiyelerin fotoğrafını gösterdi.
— "Bunları da biz yaptık!"
— "Çok güzel görünüyorlar."
— "Bir tanesi yanmıştı ama," dedi annesi.
— "Olsun! Onu da yedik."
Birkaç sayfa sonra parmağını bir resmin üzerine koydu.
— "Bak, işte bu da karıncam."
Sayfanın üst tarafında büyük harflerle "KARINCAYI EVİNE GÖTÜRDÜM" yazıyordu.
Yazının altında kaldırım taşlarına benzeyen çizgilerle birkaç küçük siyah karınca vardı. Sayfanın diğer yanında, çevresine başka karıncalar çizilmiş bir delik görünüyordu.
— "Bir karınca gördüm. Diğer karıncalarla yürüyordu ama biraz geride kaldı."
— "Aaa, bugün ben de karıncalar gördüm. Yoksa aynı karıncalar mıydı?"
— "Sanmıyorum. Benim karıncalarım özeldi bir kere."
— "Peki peki, öyle olsun."
Kız işaret parmağını masanın üzerine uzattı.
— "Parmağımı önüne koydum. Önce durdu, etrafına bakındı. Sonra da üstüne çıktı."
Parmağını yavaşça kaldırıp yüzünün hizasına getirdi.
— "Böyle!"
— "Biraz ileride bir karınca yuvası gördüm. Orada da bir sürü karınca vardı. Onu oraya götürdüm."
Parmağını masaya yaklaştırıp yana doğru eğdi.
— "Biraz bekledi ama sonra indi. İşte böyle!"
Sayfadaki resme yeniden baktı.
— "Peki sonra?"
— "Sonra annemle eve gittik."
Kız birkaç sayfa daha çevirdi, sonra boş bir sayfada durdu.
— "Bugünü de yazalım!"
— "Bugünü mü? Bugün ne macera yaşadık ki?"
— "En sevdiğim ablayla kahvaltı yaptım!"
Annesi çay bardağını masaya bıraktı.
— "Ya ben? Ben de var mıyım peki o kahvaltıda?"
— "Tabii ki! Neden olmasın?"
Kız kalem çantasını açıp birkaç renkli kalem çıkardı.
Sayfanın üstüne "SEVDİĞİMLE KAHVALTI" yazdıktan sonra iki küçük insan çizdi. Birinin saçlarını uzun çizdi, diğerinin başına da kocaman bir toka ekledi.
Kızın çizdiği iki figüre baktı. Tokalı olanı gösterdi.
— "Bu sen misin?"
— "Hayır, bu annem. Şu da benim."
— "Hani, ben yok muyum?"
Kız kalemlerden birini ona uzattı.
— "Al! Senin çizmeni istiyorum."
— "Ama ben pek iyi çizemem ki."
— "Olsun! Ben sana yardım ederim."
Kalemi alıp sayfanın boş kalan yerine küçük bir baş çizdi.