Arena serisi · 64/64 ·

Arena LXIV — Bilerek

Garson kahve fincanlarını masaya bırakırken kadın kendi fincanını önüne çekti. Karşısındaki arkadaşı telefonunu çıkardı.

— "Bakın, size bir şey göstereceğim."

Ekranda saksının içinde yana doğru eğilmiş küçük bir bitki vardı.

— "Buna ne olmuş böyle?"

— "Geçen hafta aldığım çiçek."

— "Aldığında çiçekti, evet. Ne yaptın buna?"

— "Bir şey yapmadım!"

— "Hiç mi?"

— "Alt tarafı her gün suladım."

— "Her gün mü?"

Yanındaki arkadaşı gülmeye başladı.

— "Ama sen bitkiyi boğmuşsun!"

Karşısındaki arkadaşının gösterdiği fotoğrafa biraz daha baktı.

— "Saksının altında delik var mı peki?"

— "Ne deliği?"

— "Fazla suyun akması için."

— "Olmayabilir."

Karşısındaki arkadaşı telefonunu masaya bırakıp kahvesinden bir yudum aldı.

— "Peki bu hafta sonu ne yapıyoruz kızlar?"

— "Ben cumartesi müsaitim," dedi yanındaki.

— "Benim biraz işim var. Belki pazar olabilir."

— "Öğrencilerle mi ilgili?"

— "Yok, resimlerle uğraşacağım."

— "Yeni resimler mi yaptın?"

— "Evet. Birkaçını da geçen hafta bitirdim."

— "Hiç görmedik."

— "Fotoğrafları var, gösteririm."

Kahvesinden bir yudum aldı.

— "Pazar nereye gidiyoruz?"

— "Önce senin şu çiçeği kurtarmaya gidelim," dedi yanındaki arkadaşı.

Üçü de güldü.

— "Şu resimleri göstersene," dedi karşısındaki arkadaşı.

— "Olur."

Telefonunu çantasından çıkarıp galerisini açtı. Son haftalarda çektiği fotoğraflar arasında gezinirken çerçevelenmek üzere duvara dayadığı resimlerin fotoğrafını buldu.

Telefonu karşısındaki arkadaşına uzattı.

— "İşte. Son yaptıklarım bunlar."

— "Ooo! Bunlar bayağı büyükmüş."

— "Bazıları büyük, evet. Küçük olanlar da var."

— "Şu çok güzelmiş. Renklerini de çok beğendim."

Arkadaşının gösterdiği resme baktı. Yeşil bir kıyıda, suya doğru yürüyen küçük bir insan figürü vardı. Gökyüzü aydınlıktı ancak sudaki yansımasında ay ve yıldızlar görünüyordu. Kıyı boyunca sıralanan taşların bazıları da havada asılı duruyordu.

— "Teşekkür ederim."

— "Bir dakika, burada gece mi gündüz mü?"

— "İkisi de olabilir."

— "Ama yukarıda güneş var, suda yıldızlar var."

— "Evet."

— "Bunu bilerek yaptın, değil mi?"

— "Tabii ki!"

Arkadaşı fotoğrafı biraz daha büyüttü.

— "İnsanın gölgesi de yok."

— "Onu hiç düşünmemiştim."

Yanındaki arkadaşı telefonu ondan alıp resimlere bir süre baktı, ardından başını kaldırdı.

— "Bunlar güzel ama ben senin doğa resimlerini daha çok seviyorum."

— "Niye?"

— "Onlarda neye baktığımı anlıyorum en azından."

— "Bunlarda anlamıyor musun?" diye gülerek sordu.

— "Pek değil. Mesela şu boş çerçevenin olayı ne?"

— "Sence ne?"

— "Bilmiyorum ki, sana soruyorum!"

— "Ben de sana soruyorum."

Birlikte güldüler. Yanındaki arkadaşı telefonu geri uzatınca alıp masaya bıraktı, kahvesinden bir yudum daha aldı.

— "Sen bir ara sergi açacağım diyordun. Ne oldu o iş?" diye sordu karşısındaki arkadaşı.

— "Gelecek ay."

— "Ne gelecek ay?"

— "Sergi."

— "Nasıl yani, açıyor musun?"

— "Evet, açıyorum."

Yanındaki arkadaşı fincanını masaya bıraktı.

— "Şaka yapıyorsun!"

— "Yok, ciddiyim. Geçen hafta küçük bir galeriyle anlaştım."

— "E bize hiç haber vermedin?"

— "Daha yeni kesinleşti."

— "Ben senin vazgeçtiğini sanmıştım."

— "Hayır, vazgeçmedim."

Karşısındaki arkadaşı gülümsedi.

— "Vay be! Peki ne zaman?"

— "Gelecek ayın yirmi dokuzunda."

— "O kadar yakın mı?"

— "Evet. On iki resim seçtim. Birkaçının çerçevesi kaldı, onları da bu hafta halledeceğim."

— "Tüm bunları ne zaman hallettin?"

— "Epeydir uğraşıyorum."

— "Peki, bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?"

— "Şimdilik yok. Çerçeveleri almam gerekiyor sadece."

— "Almaya giderken haber ver de, biz de yardıma gelelim."

— "Tabii, olur."

Yanındaki arkadaşı öne doğru eğildi.

— "Başka resim var mı? Birkaç tane daha göstersene."

— "Var, var. Bir tane daha gösterecektim."

Telefonunu yeniden eline alıp fotoğrafları kaydırırken daha önce kaydettiği bir şiir görseline rastladı.

Parmağını ekrandan çekti.

"Senin güzel gözlerinle gördüğüm o tatlı ışığı Kendi kör gözlerimle göremiyorum."

İki dizeyi yeniden okuduğu sırada yanındaki arkadaşı dirseğine hafifçe dokundu.

— "Şşt! Nereye gittin?"

— "Ha?"

— "Resim diyorduk."

— "Doğru, bir saniye."

Fotoğrafları biraz daha kaydırıp aradığı resmi buldu.

— "İşte. Geçen hafta bitirdim."

Telefonu masanın ortasına koydu.

Karşısındaki arkadaşı telefonu kendine doğru çekip fotoğrafı büyüttü.

Resimde yüksek kayalıkların arasında bir insan figürü belirmeye başlamıştı. Yüzü ve bir eli ayrıntılı biçimde boyanmıştı. Gövdesinin geri kalanı ise kayaların çizgileriyle birleşiyor, bir kısmı yalnızca kurşun kalemle çizilmiş hâlde duruyordu. Figürün üzerinde küçük, beyaz kuşlar uçuyordu.

— "Bu insan kayanın içinde mi?"

— "Birazı öyle."

— "Yarısını niye boyamadın?"

— "Öyle bırakmak istedim."

— "Ama diğer tarafı bayağı ayrıntılı."

— "Evet, en çok yüzüyle uğraştım."

— "Bence kayadan çıkıyor bu."

— "Olabilir."

— "Biraz da sıkışmış gibi."

— "O da olabilir."

Yanındaki arkadaşı araya girdi.

— "Kızım sen ne yaptın bu insanı?"

— "Ben bir şey yapmadım!"

— "Sizde de var bir şeyler öğretmen hanım!"

Üçü de güldü. Karşısındaki arkadaşı telefonu masaya bırakınca telefonunu kendine doğru çekti.

— "Hatta bakın, davetiyenin taslağını da hazırladım."

Hazırladığı taslağı açıp telefonu yeniden masanın ortasına koydu ve ekrana doğru eğildi.