Arena serisi · 66/66 ·

Arena LXVI — Sen Bilirsin

Öğle kalabalığı dağıldıktan sonra boşalan masaları kontrol etmek için tezgâhın arkasından çıktı. Cam kenarındaki masada iki fincan ve yarısı içilmiş bir bardak su vardı.

Fincanları üst üste koyup bardağı da eline aldı. Masanın kenarında birkaç ekmek kırıntısı kalmıştı. Tezgâha dönerken garsonun yanından geçti.

— "Şu masayı da siler misin canım?"

— "Tabii, hemen siliyorum."

Boşları lavaboya bıraktıktan sonra kasanın yanındaki tabureye oturdu. Gözlüğünü takıp o sabah gelen faturaları kontrol etmeye başladı.

Masayı temizleyen garson tezgâha döndü.

— "Dün seni çıkarken gördüm."

— "Nasıl yani?"

— "Şu cam kenarına oturan adamla."

Garson gülümsedi.

— "Haa, evet."

— "Kapıyı da tuttu sana."

— "Yoksa bizi mi izledin?"

— "Yok canım, belki göz ucuyla."

Kız gülerek elindeki bezi lavabonun kenarına bıraktı.

— "Çok ayıp! Hiç yakışıyor mu sana?"

— "Bir şey yok canım, sadece biraz merak ettim. Ne zamandır konuşuyorsunuz siz?"

— "Bir süredir. Zaten hep geliyor buraya."

— "Evet, görüyorum. Dün de epey oturdunuz."

— "Rüyalarımızı anlattık."

— "Rüyalarınızı mı?"

Şaşkınlıkla ona baktı. Garson gülmeye başladı.

— "Evet! Birbirimize anlatmaya söz vermiştik. Önce o kendi rüyasını anlattı, dün de ben benimkini anlattım."

— "Konuşacak başka bir şey bulamadınız mı kızım?"

— "Öyle deme ya, çok eğlenceliydi."

— "Ben sabah kalkınca ne gördüğümü bile hatırlamıyorum."

— "Yazmayı denedin mi hiç?"

— "Hatırlasam!"

İkisi de güldü. Gözlüğünü çıkarıp katlayarak kasanın yanına koydu.

— "Senin şu defter de rüyalar için miydi?"

— "Evet. Hatırladıklarımı yazıyorum."

— "Hani geçen gün masada unutmuştun."

— "Hı hı."

— "Onu getiren de bu adamdı."

— "Biliyorum, söylemiştin."

— "Ama sana nasıl getirdiğini anlatmamıştım galiba."

— "Nasıl yani?"

— "Sen çıktıktan sonra hesabını ödemeye geldi. Geri gelip gelmeyeceğini sordu. Ben de o gün gelmeyeceğini söyledim. Sonra kapıya kadar gitti."

Garson elindeki peçete paketini tezgâha bıraktı.

— "Ee?"

— "Biraz durdu orada. Sonra geri dönüp çantasından defterini çıkarıp bana bıraktı."

— "Çantasından mı?"

— "Evet. Ben de teşekkür edip sana vereceğimi söyledim."

Kız birkaç saniye sessiz kaldı.

— "Ne oldu?"

— "Bir şey yok. Defterin çantasında olduğunu bilmiyordum."

Garson tezgâha yaslandı. Bir süre konuşmadı.

— "Peki defteri açtığını gördün mü?"

— "Yok, o sırada arkadaydım."

— "Anladım."

— "Özel bir şey mi var içinde?"

— "Yok ya, rüyalarım var sadece."

Kızın defterin açılıp açılmadığını neden bu kadar merak ettiğini sormak istedi ama vazgeçti.

— "Hiç değilse geri getirmiş."

— "Evet. Ama neden önce çantasına koymuş ki?"

— "Bilmiyorum canım. Seni sorduğuna göre belki kendisi vermeyi düşünmüştür."

— "Belki de."

Garson peçeteleri yeniden eline alıp paketinden çıkarmaya başladı. Kadın da faturaları toparlayıp çekmeceye kaldırdı.

— "Peki sen bu adamı iyi tanıyor musun?"

— "Ne kadar tanımak sayılır bilmiyorum. Yalnızca bir süredir konuşuyoruz."

— "Neler anlatıyor sana?"

— "Her şeyden biraz. İşinden, hayatından. Rüyalarından falan."

— "Sen de anlatıyorsun tabii."

— "Evet, ben de."

— "Sen yine de dikkatli ol, olur mu?"

— "Niye ki? Yoksa onu tanıyor musun?"

— "Yok canım, tanımıyorum tabii ki. Sen yine de hemen güvenme."

— "Hemen güvendiğimi nereden çıkardın ki?"

— "Öyle demiyorum canım."

— "E nasıl diyorsun? Hiç anlamadım valla."

Kasaya gelen müşteri konuşmalarını böldü. Kadın hesabı alırken garson lavabonun başına geçip boş fincanları yıkamaya başladı.

Müşteri çıktıktan sonra kadın kendine bir bardak çay doldurdu. Çayından içerken garson tekrar yanına geldi.

— "Ben sadece üzüldüğünü görmek istemiyorum."

— "Biliyorum."

— "Erkeklere güven olmaz."

— "Sen hiçbirine güvenmiyorsun ki zaten."

Bardağını tezgâha bıraktı.

— "O kadar da değil canım."

— "Öyle diyorsun ama."

— "Benimkisi başka."

— "Niye başka?"

— "Bazı şeyler yaşadım."

Garson ellerini kuruladıktan sonra ona döndü.

— "Evet ama herkes aynı olmaz ki. Hem onunla ilgili kötü bir şey görmedim."

— "Ben de görmedim."

— "O zaman?"

— "Biraz dikkatli ol diyorum sadece. İnsanları tanıdığını sanıyorsun, sonra bambaşka biri olduklarını görüyorsun."

Kız bir süre sustu.

— "Ben onu tanıdığımı söylemedim ki."

— "Bir süredir konuşuyoruz dedin."

— "Evet, konuşuyoruz. Daha tanımaya çalışıyorum."

Kadın çayından bir yudum aldı. Yine de içi rahat etmedi.

O sırada kapının üzerindeki metalik çan çaldı. İki müşteri içeri girip arka taraftaki masalardan birine geçti.

Garson onlara doğru yöneldi.

— "Hoş geldiniz! Hemen geliyorum."

Kadın çay bardağını kasanın yanına bıraktı. Garson siparişleri alıp tezgâha döndü.

— "İki Türk kahvesi. Biri orta, biri sade."

— "Tamam, sen diğer masalarla ilgilen. Ben hazırlarım."

İki cezveyi raftan aldı. Garson teşekkür edip diğer masalara yöneldi. Kahveler pişerken yeniden tezgâha geldi.

— "Senin de çayını yenileyeyim mi?"

— "Daha bitmedi canım."

— "Soğumuştur ama."

— "Olsun, içerim."

— "Sen bilirsin."

Kadın kahveleri fincanlara döküp tepsiye yerleştirdi. Kasanın yanında bıraktığı çayını alıp bir yudum içti. Soğumuştu.