Arena serisi · 70/70 ·

Arena LXX — Bu Saatte

Telefonunda gün boyunca gelen mesajların bir kısmını cevaplamıştı. Yenileri de vardı.

“Başın sağ olsun.”

“Allah rahmet eylesin.”

“Bir ihtiyacın olursa haber ver lütfen.”

Birkaçına teşekkür ettikten sonra babasıyla olan mesajlaşmayı açtı.

Son mesajlarından birinde pazardan çekilmiş bir fotoğraf vardı. Babası tezgâhtaki çileklerin fotoğrafını çekmiş, altına da “Bunlardan alayım mı?” yazmıştı.

“En sevdiğim! lütfen, lütfen, lütfen!” diye cevap vermişti.

O akşam babası çilekleri getirmişti. Bir kısmını yıkayıp mutfakta birlikte yemiş, neredeyse hepsini bitirmişlerdi.

Fotoğrafı büyütüp çileklere bir süre daha baktı.

Telefonu yanına bıraktıktan sonra mutfağa gidip su içti. Salona döndüğünde saat gece yarısını geçmişti.

Yeniden mesajlarına baktı. Cevaplamadığı mesaj kalmamıştı. Rehberini açıp isimler arasında gezindi, ardından mesajlaşma uygulamasına döndü.

Arama bölümüne bir isim yazdı.

Konuşmayı açtığında son mesajlarının üzerinden yıllar geçtiğini gördü. Ekranın üst tarafındaki küçük yuvarlakta artık bir fotoğraf görünmüyordu. Önceden vardı.

Telefon simgesine dokunacak gibi oldu, sonra elini çekti.

Ekran bir süre sonra karardı. Yeniden açıp aynı isme baktı.

Sonunda arama tuşuna bastı.

Üçüncü çalışta telefon açıldı.

— "Alo?"

Sesini duyunca konuşamadı.

— "Alo, buyurun?"

Cevap vermedi.

— "Kiminle görüşüyorum?"

Telefonu kapattı.

Arama süresine baktı. Yalnızca birkaç saniyeydi.

Telefonu bırakmak üzereyken aynı numara geri aradı.

Açtı ama konuşmadı.

— "Sen misin?"

— "Benim."

Bu kez karşıdan hemen bir ses gelmedi.

— "Bu saatte aradığım için özür dilerim."

— "Bir şey mi oldu?"

— "Babam öldü."

— "Ne zaman?"

— "Dün defnettik."

— "Başın sağ olsun."

— "Dostlar sağ olsun."

Telefonu kulağına biraz daha bastırdı. Diğer eliyle koltuğun kumaşını tutuyordu.

— "Kimi arayacağımı bilemedim de."

Bir süre bekledikten sonra arkadaşı yeniden konuştu.

— "Evde misin?"

— "Evet."

— "Yalnız mısın?"

— "Evet. Herkes gitti."

— "Gelmemi ister misin?"

— "Bilmiyorum."

— "Tamam."

— "Yani..."

Söyleyeceği şeyi toparlamaya çalıştı.

— "Gelebilir misin?"

— "Evet."

— "Teşekkür ederim."

— "Hâlâ aynı yerde mi oturuyorsun?"

— "Hayır, taşındım."

— "Konum gönderebilir misin?"

— "Tabii. Hemen gönderirim."

— "Tamam. Üstüme bir şey alıp çıkıyorum."

— "Sağ ol."

Telefon kapandıktan sonra konumu gönderdi.

Masadaki börek tabağının üzerini kapattı. Pencere aralık kalmıştı; kapatınca odanın serinlediğini fark etti.

Bir süre sonra telefonuna yeni bir mesaj geldi.

“Yoldayım.”

“Tamam, bekliyorum.” yazıp gönderdi.

Kapı zili çaldığında konum göndermesinin üzerinden kırk dakikaya yakın zaman geçmişti.

Antreye yürüyüp kapıyı açtı.

Arkadaşının saçları hatırladığından daha kısaydı. Omzunda çantası vardı; bir elini montunun cebine sokmuştu.

— "Merhaba."

— "Merhaba."

— "Başın sağ olsun."

— "Sağ ol."

Biraz kenara çekildi.

— "Gel, soğukta bekleme."

Arkadaşı içeri girince çantasını vestiyerin yanına bırakıp montunu astı, ardından ayakkabılarını çıkardı. O da dolaptan bir çift terlik alıp uzattı.

— "Teşekkür ederim."

Terliklerini giydikten sonra birlikte salona geçtiler.

— "Bir şey içer misin?"

— "Kahve varsa içerim."

— "Var. Birlikte yapalım mı?"

— "Olur."

Birlikte mutfağa geçtiler. Kahve kavanozunu dolaptan çıkarırken arkadaşı cezvenin nerede olduğunu sordu.

— "Ocağın yanında."

— "Buldum."

İki fincan çıkardı. Arkadaşı da cezveye su koydu.

— "Hâlâ sade mi içiyorsun?" diye sordu arkadaşı.

— "Evet. Her zamanki gibi."

Kahve pişerken tezgâhın yanında bekledi.

— "Babam geçen hafta çilek getirmişti," dedi. "Oturup beraber yedik."

— "Güzel miydi?"

— "Çok güzeldi. Ama babamın seçtikleri daha tatlı çıktı."

Arkadaşı güldü.

— "Seninkiler?"

— "Benimkiler biraz ekşiydi. Ona söylemedim tabii."

— "İyi yapmışsın."

Kahve köpürmeye başlayınca arkadaşı cezveyi ocaktan aldı.