Arena serisi · 71/71 ·

Arena LXXI — Neredeyse

Bulaşık makinesinin kapağını kapatırken yeniden sancılandı. Elini tezgâhın kenarına dayayıp biraz öne eğildi. Karnındaki sıkışma beline doğru yayılıyordu.

Sancı hafifleyince doğrulup salona geçti. Kocası koltukta oturmuş, telefonuna bakıyordu.

— "Yine başladı."

— "Kaç dakika oldu?"

— "En son sen bakıyordun."

— "On dokuz dakika."

— "Giderek sıklaşıyor."

— "Evet. Bu sefer ne kadar sürdü?"

— "Biraz daha uzundu sanki."

Kocasının yanına oturdu.

— "Hastaneye mi gitsek artık?"

— "Olur. Ben de yoruldum."

Kalkmak için koltuğun ucuna doğru kaydı. Kocası ayağa kalkıp elini uzattı.

— "Yardım edeyim."

— "Olur."

Elini tutarak ayağa kalktıktan sonra yatak odasına geçti. Kıyafetlerini değiştirip rahat bir tulum giydi. Aynanın karşısında saçlarını toplarken kocası kapıya geldi.

— "Hazır mısın?"

— "Neredeyse. Çantayı unutma."

Dolabın yanında duran hastane çantasını gösterdi. Kocası çantayı eline aldı.

— "Başka bir şey kaldı mı?"

— "Telefonum, suyum ve cüzdanım."

— "Telefonun ve cüzdanın salonda. Suyun da hemen geliyor."

— "Hiç sırası değil."

— "Peki, peki kızma hemen."

Kocası mutfağa geçerken yatağın kenarına oturdu. Yeniden sancılandığında bir elini beline götürüp biraz öne eğildi.

Kocası su şişesiyle döndüğünde hâlâ oturuyordu.

— "Bir sancı daha mı?"

— "Evet."

— "Geçti mi?"

— "Geçti sayılır. Hadi çıkalım artık."

Kocası su şişesini çantanın yan gözüne yerleştirdi. Birlikte antreye geçtiler.

Ayakkabılarını giydikten sonra kapının yanında bekledi. Kocası salondan telefonu ve cüzdanı getirip ona uzattı.

— "Al bakalım. Başka bir şey unutuyor muyuz?"

— "Anahtarlar?"

— "Cebimde."

— "Cüzdanın?"

— "O da cebimde."

— "Tamam, gidebiliriz."

Kocası kapıyı kilitledi.

Asansöre bindiklerinde sırtını duvara yasladı. Kocası yanındaki düğmeye bastıktan sonra ona döndü.

— "Heyecanlı mısın?"

— "Belki biraz. Sen?"

— "Belki biraz."

— "Belli oluyor zaten."

— "Nereden belli oluyor?"

— "Hiç bu kadar hızlı hazırlandığını görmemiştim."

Kocası güldü.

— "Demek ki isteyince oluyormuş."

— "Bunu unutmayacağım."

Apartmandan çıktıklarında ince ince yağmur yağıyordu. Kocası çantayı bir eline alıp diğer kolunu ona uzattı. Koluna girerek yürümeye başladı.

Sokağın köşesine yaklaştıklarında yeniden sancılandı. Kocasının koluna biraz daha sıkı tutunup durdu.

— "Bir dakika."

— "Yine mi?"

— "Evet. Biraz duralım."

Duvara yaslanıp geçmesini bekledi. Yanlarından birkaç kişi geçti. Kocası çantayı yere bırakıp yanında durdu.

— "Nasıl, geçti mi?"

— "Az kaldı."

Bir süre sonra doğruldu. Yürümeye hazırlanırken yan sokaktan bir taksi döndüğünü gördü.

— "Şunu çevirsene."

— "Taksiyi mi?"

— "Evet. Arabaya kadar yürümek istemiyorum. Hem sen de yanımda oturursun."

— "Olur tabii."

Kocası yolun kenarına çıkıp elini kaldırdı. Taksi yavaşlayarak önlerinde durdu.

Kocası arka kapıyı açtı.

— "Buyur."

Koltuğa oturup ayaklarını içeri çekti. Kocası çantayı bagaja yerleştirdikten sonra yanına oturdu.

— "Nereye gidiyoruz?"

Kocası hastanenin adını söyledi.

— "Tabii abi, bırakırım. Allah analı babalı büyütsün."

— "Amin, hepimizinkini."

Kocası ona döndü.

— "Rahat mısın?"

— "Biraz daha iyiyim. İyi ki daha fazla yürümedik."

— "Bence de."

Kırmızı ışıkta durduklarında kocasının eline uzandı.

Kocası elini tuttu.

— "Yine mi?"

— "Yine."

Başını koltuğa yaslayıp nefesini yavaşça verdi. Işık yeşile döndüğünde sancısı hâlâ devam ediyordu.