Hikâye ·

Arena VII — Soru

Bir rüyanın bıraktığı soru işaretlerinin peşine düşen bir adamın, gördüklerine anlam vermeye çalışırken cevapları hemen bulmak zorunda olup olmadığını sorguladığı kısa bir hikâye.

Çalışmak için sık sık tercih ettiği kafeye gitti ve her zaman oturduğu masaya kuruldu. Yine aynı garsonu görünce gülümsedi. Kafeye ilk geldiği andan beri garsonun hoş bir kadın olduğunu düşünüyordu. Önündeki masanın siparişini teslim ettikten sonra yanına geldi:

- "Günaydın. Her zamanki başlangıçtan mı olsun?"

- "Günaydın. Evet, lütfen. Teşekkür ederim."

Her zamanki başlangıç. Sade bir Türk kahvesi. Yarım saat kadar sonra da küçük bir kahvaltı tabağı, biraz kızartma ve çay demekti onlar için. Kadın uzaklaşırken bir süre daha onu izledi. Sonrasında günlük rutinine döndü. Gündem özeti. Bugün yapması gereken işlerin kontrolü. Kendisinin yapmak istedikleri şeyler. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, dün gece gördüğü rüyayı düşünmeden edemiyordu. Kendisini bir gladyatör olarak gördüğünü hatırlıyordu. Rüyayı unutmamak için çantasından defterini ve kalemini çıkardı. Hatırladığı kadarıyla gördüğü rüyayı yazmaya koyuldu. O sırada garson kahvesini getirdi ve adamın yazmakta olduklarına meraklı bir bakış attı:

- "İlk kez bir şeyleri kâğıda not ettiğinizi görüyorum."

- "Şey, evet. Gece hâlâ etkisinden çıkamadığım bir rüya gördüm de. Kâğıda dökmenin iyi gelebileceğini düşünmüştüm."

- "Rüyalara ilginiz olduğunu bilmiyordum. Ben de her zaman rüyalarımı not ediyorum ama bunu neden yaptığımı ben de bilmiyorum. Gördüğünüz rüyayı bana da anlatır mısınız?"

- "Tabii. Ancak bir şartım var."

- "Nedir?"

- "Siz de bana gördüğünüz bir rüyayı anlatacaksınız."

- "Anlaştık."

- "Anlaştık. Kahve için teşekkürler."

- "Afiyet olsun."

Kahvesinden bir yudum alarak gördüğü rüyayı not etmeye devam etti. Not almayı bitirdiğinde bazı kısımların altını özellikle çizdiğini fark etti: "Yağmurun tuzlu olması", "Zeminin hareket etmesi ve onun bunu garipsememesi", "Rakiplerin yüzlerinin bulanık olması", "Maskelerin altındaki gözyaşları" ve altını diğerlerinden de fazla çizdiği: "kralın orada olmaması". Gördüğü rüyanın bir savaş rüyası olduğunu düşünmüştü ilk başta, ama şimdi geriye dönüp baktığında ne kılıç, ne arena, ne de rakiplerini yenmesi ilgisini çekmemişti.

"Tuzlu yağmur" dedi, "herhalde ağlamayı temsil ediyor olmalı", "ama rüyada ağlamıyordum ki?" ve kalem elinde, deftere bakakaldı. Ne kadar uzun süre o şekilde kaldığını bilmiyordu. Ta ki garson tekrar yanına gelene dek:

- "Kahveniz soğumuş ama yine de rutine devam edelim mi? Kahvaltınızı ve çayınızı hazırlamamı ister misiniz?"

- "Ah evet, lütfen. Bugün her zamankinden daha dalgınım sanırım."

- "Şu gördüğünüz rüya yüzünden mi?"

- "Evet. Bir rüya tarafından hiç bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum."

- "Anladım. Şimdi rüyanızı daha çok merak ettim."

- "Ben de merak ediyorum," dedi ve karşılıklı gülüştüler. Garson kahve fincanını alıp uzaklaştı. Adam ise tekrar önündeki deftere döndü. "Hareket eden zemin" yazısına baktı. "Belirsizlik?" diye sordu kendi kendine. "Yine de, neden bundan korkmuyordum ki?" dedi ve hayatında artık normalleştirmeye başladığı belirsizlikleri düşünmeye başladı. Yine de hiçbirinin tam olarak yerine oturduğunu düşünmüyordu. Bir sonrakine geçti: "Bulanık yüzler", acaba hatırladığı bir isim var mıydı? Hayır, yoktu. Geçmişte yüzünü görmediği hâlde kim olduğunu bildiği rüyalar olmuştu. Ama bu sefer isim yoktu. Tanıdık hiçbir şey yoktu. Hatta rakipleri yenildiklerinde karanlık bir biçim alarak yok oluyorlardı. Yine bir anlam verememişti. Defterdeki kral kelimesini görünce maskeli kalabalığa daha sonra dönmeye karar verdi. "Kraldan tam olarak ne bekliyordum?" ve daha da önemli olduğunu düşündüğü o soruya geldi: "Neden kralın tepkisini bekliyordum?" Sonra defterin bir kenarına karaladı: "yağmur = ?, zemin = ?, yüzler = ?, kalabalık = ?, kral = ?" ve bunları birbirlerine bağlamaya çalıştı. Önce bir bağlantı yakaladığını düşündü, tam o sırada başka bir alternatif daha doğdu, derken bir tane daha. "Neden şimdi anlamam gerekiyor ki?" diye düşündüğü sırada ofisten bir telefon geldi. Hızlıca toparlanmaya başladı. O sırada garson geldi:

- "Kahvaltı etmeyecek miydiniz?"

- "Maalesef, ofisten acil bir telefon geldi ve bu yüzden çıkmam gerekiyor. Hesabı alabilir miyim?"

- "Aceleniz varsa bir sonraki sefere halledelim, yabancı değilsiniz. Hem daha bana rüyanızı anlatacaksınız."

- "Harika olur, çok teşekkür ederim. Siz de anlatacağınız rüyayı unutmayın ama."

- "Merak etmeyin, anlaşmamız benimle güvende."

- "Hiç şüphem yok. Kendinize iyi bakın."

Garson işinin başına dönünce, bir saniyeliğine soru işaretleriyle doldurduğu defterine baktı ve kapağını kapadı. Kalemini, defterini ve bilgisayarını çantasına koyarak garsona el salladı ve hızla kafeden ayrıldı.