Hikâye ·

Arena VIII — Bir Kere Daha

Yağmur altında oğluyla birlikte beklemek zorunda kalan bir kadının, yetişme telaşı ile bulunduğu an arasında verdiği küçük bir kararı anlatan kısa bir hikâye.

Dün geceki yağmur aralıksız bir şekilde devam ediyordu. Gelen telefonla birlikte kadın apar topar çocuğunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Kadının telefon konuşmaları kadar sevmediği bir şey varsa o da yapmak zorunda kaldıkları şeylerdi. Üstelik bu durum son bir ayda dördüncü kez tekrarlanıyordu. Gidecekleri yeri bilmediği için her zamanki gibi navigasyonu açtı. Navigasyon onları trafiğe sokmamak için bir hastanenin bahçesine kadar getirdi. Ancak kadının hiç istemeyeceği bir şey oldu. Hastane bahçesinden geçtikleri sırada arabası bozuldu. Üstelik kadının arabalarla ilgili hiçbir bilgisi yoktu. Sanki tüm aksilikler onu buluyordu. Dörtlülerini yaktı, el frenini çekti ve motoru durdurdu. Oğlu meraklı gözlerle sordu:

- "Ne oldu, anne, geldik mi?"

- "Hayır, oğlum, aksi gibi araba bozuldu..."

- "Olsun anne, üzülme. Ben hemen tamir ederim," dedi ve kemerini çözdü.

- "Çok tatlısın, oğlum, ama bu sefer senin tamir edebileceğin gibi bir şey değil," dedi oğluna sevgi dolu bir gülümsemeyle.

Çocuk camdan dışarıya, etrafına baktı ve annesine dönerek:

- "Anne! Şurada bir park var, parka gidelim mi?"

- "Hayır, oğlum, şimdi olmaz. Yetişmemiz gerekiyor, biliyorsun."

- "Ama annee, zaten gidemiyoruz ki. En azından araba tamir olana kadar oynayamaz mıyım? Lütfeeen!"

- "Dışarıda yağmur yağıyor ama."

- "Olsun, anne. Sen hep demez miydin, tuz musun şeker misin diye. Tuz da değilim, şeker de değilim, anne, erimem ben, korkma."

- "Şapşik seni. Tamam ama sonra ilk iş üzerini değiştireceğiz. Umarım sana yedek kıyafet koymayı unutmamışımdır."

- "Oleeeeey!" diye bir sevinç çığlığı attı çocuk ve arabadan indi.

Kadın da peşinden indiğinde şemsiyesini almayı unuttuğunu fark etti. Bir kez daha iç çekti. Oğluyla konuşurken her şey yolundaydı. Bir anlığına da olsa tüm dertlerini unutmuştu. Ama şimdi hayatın tüm gerçekleri yine önünde duruyordu. Yetişmesi gereken bir yer ve bozulmuş bir araba. Arabanın kaputunu açmayı düşündü ama neye bakacağına dair hiçbir fikri yoktu, vazgeçti.

Telefonunu eline aldı ve oğlunun peşinden parka doğru ilerlemeye başladı. Oğlan doğrudan kaydırağa yöneldi. Kadın önce kocasını aramayı düşündü. Sabah çıkarken önemli bir toplantısı olduğunu söylemişti. Telefonu elinde birkaç saniye tuttu, sonra vazgeçti. Toplantıda bile olsa telefonu açacağını biliyordu. Yine de önce kendi halledebileceği şeyleri halledecekti. Bunun yerine durumunu bildiren kısa bir mesaj gönderdi: "Babam aradı, acil gelmem gerektiğini söyledi. Ona giderken yolda araba bozuldu ve hastanenin bahçesinde kaldı, çekici arıyorum. Merak etme, biz iyiyiz. Seni seviyorum."

Önce bulduğu bir çekicinin numarasını aradı. Yön duygusu kötü olsa da neyse ki kocaman bir hastanenin bahçesinde oldukları için işi kolay oldu. Durumu ve konumu bildirip, çok uzatmadan telefonu kapadı. Ardından da asıl yetişmeye çalıştığı kişiyi aradı. Zaten gergin olan kadın daha da gerilmişti.

"Ben mi bozdum sanki arabayı!" diye sitem ediyordu karşısındakine.

O sırada oğlu birkaç kez annesine seslendi:

- "Anne, bak!"

Ama kadın karşısındakiyle tartışmaya kendisini o kadar kaptırmıştı ki oğlunu duymadı. O sırada kadının telefonda "Hayır, bahane üretmiyorum. Araba gerçekten bozuldu." ve "Zaten önce çekiciyi aradım, senin yardıma gelmeyeceğini biliyordum!" dediği duyuldu.

O sırada ekrana kocasından gelen ikinci bir arama düştü. Birkaç saniye sonra da kapandı. Hemen ardından bir mesaj geldi. Mesaj kocasındandı: "Babanla ya da çekiciyle konuşuyorsun sanırım. Toplantıdan çıktım. Ne yaptınız? Geleyim mi?"

Kadın mesajı görse de babasıyla konuştuğu için yanıtlayamadı. O sırada çocuk merdivenleri ikişer ikişer çıkıyor, kaydıraktan kayarken ayakkabıları çamura bulanıyordu. Sonra bir kez daha. Kadın telefonda konuşurken göz ucuyla onun hâlâ orada olduğunu kontrol ediyordu.

O sırada çocuk tekrar annesinin yanına gelerek:

- "Anne, yukarıdaki kadın bana el salladı!" dedi.

Kadın bir anlığına kafasını kaldırdı ve hastanenin pencerelerine baktı. Onlarca pencere vardı ve şu anda bununla uğraşacak ne keyfi, ne de zamanı vardı.

- "Öyle mi, ne güzel oğlum. Hadi biz de ona el sallayalım," dedi ve hastaneye doğru gelişigüzel bir şekilde el sallamaya başladı.

Oğluysa:

- "Geç kaldın, anne, kadın çoktan gitti ama ben zaten el salladım ona," dedi.

"Aferin benim oğluma," diye yanıtladı kadın ve telefonuna döndü.

Bir süre sonra çekici geldi ve arabayı çekiciye yüklediler. Kadın oğluna seslendi:

- "Hadi, oğlum, gidiyoruz."

- "Anne, bir kere daha kayabilir miyim? Lütfeeen!"

"Hayır oğlum, zaten geç kaldık," demeyi düşündü kadın. Saate baktı. Ve sonra oğluna baktı.

- "Yalnızca bir kere," dedi kadın, "bir kere daha."

Çocuk sevinerek yeniden kaydırağa tırmandı. Kadın telefonu eline aldı, ekrana baktı ve sonra tekrar cebine koydu. Bu kez sadece oğlunun kaymasını izledi.