Hikâye ·
Arena XIII — Müdavim
Çalışmak için yeni bir yer arayan bir adamın, karşısına çıkan küçük bir kafede fark etmeden yeni bir rutinin ilk adımını attığı kısa bir hikâye.
"Bu sefer bir farklılık yapmam gerekiyor," diye düşündü adam, bilgisayarını çantasına koyduğu sırada. Üzerini değiştirmiş, bu bunaltıcı yaz gününde dışarı çıkmak için hazırlanıyordu.
Bu kez önceden haritayı açmamıştı. Etraftaki kafelerin yerlerini bilmiyordu. Üstelik evden çıktığında günün ilk toplantısına yetişmek için de fazla vakti kalmamıştı.
Gelişigüzel dolaşmaya başladı. Hayalindeki yerin nasıl bir yer olduğunu bilmiyordu ama ne aramadığını biliyordu. Bir yandan düşünüyor, bir yandan da etrafı inceleyerek yürüyordu.
Kalabalık bir yer olmamalıydı. Priz olmaması muhtemelen sorun yaratmazdı ama olsa iyi olurdu. Mümkünse kızartması ve kahvesi de lezzetli olmalıydı tabii. Sürekli garsonlar tarafından rahatsız edilmek istemezdi ama küçük sohbetlere de hayır demezdi.
O sırada karşısına bir kafe çıktı. Dikkat çekmemeye çalışarak dışarıdan kısa bir süre inceledi. Bu kafeyle ilgili içine sinmeyen bir şeyler vardı ama adını koyamıyordu.
"Belki bir sonraki," diye düşündü ve yürümeye devam etti.
Her seferinde bu koşturmacayı yaşamak istemediğini fark etti. Mümkünse bir kafe bulmalı ve onun müdavimi olmalıydı. Bunu da bir rutine dönüştürmeliydi. Belirsizlikten nefret ediyordu. En azından bunu kontrol edebileceğini düşündü.
Bir süre daha sokaklarda dolaştı. Karşısına çıkan kafeler ya içine sinmiyor ya da henüz açılmamış oluyordu. Yürüdükçe yaşadığı yerden uzaklaştı.
En sonunda toplantıya yetişebilmek için karşısına çıkan ilk kafeye girdi.
Eski ahşap kapı aralandığında, yukarıya asılı küçük çanın metalik sesi mekândaki kahve kokusuna karıştı. Dışarıdan göründüğünden de küçük bir kafeydi. Dışarıyı seyredebileceği bolca cam kenarı masası olması hoşuna gitti.
Tezgâhın arkasından hoş bir kadın sesi onu karşıladı ama ilk anda kadını göremedi:
- "Hoş geldiniz! Hemen geliyorum!"
Adam gözüne kestirdiği masalardan birine oturdu ve bilgisayarını açtı. Toplantıya katılmaya hazırlandığı sırada kadın geldi:
- "Tekrar hoş geldiniz. Ne alırdınız?"
- "Hoş buldum. Şimdilik yalnızca bir Türk kahvesi alayım. Sade olsun lütfen, teşekkürler."
- "Kırk yıl hatırlı sade bir Türk kahvesi, hemen geliyor."
Garsonun hoş bir kadın olduğunu düşündü. Kadın uzaklaşırken bir süre daha onu izledi. Onu etkileyen dış görünüşü müydü, yoksa kurduğu cümle miydi, emin olamadı.
Şimdilik bunun ne olduğunu anlamaya çalışmadı. Ona zaman tanıdı.
O sırada toplantısı başladı ve yeniden işine odaklandı.
Bir süre sonra toplantı bitti. Garson yanına geldi ve hoş bir gülümsemeyle sordu:
- "Kahveniz soğumuş sanırım?"
- "Ah, evet. Toplantıya dalmışım da," diye yanıtladı adam gülümseyerek.
- "Yenilememi ister misiniz?"
- "Aslında acıkmaya başladım sanırım. Kahvaltı tabağınız ve kızartmanız var mıydı?"
- "Tabii ki. Yanına başka bir şey alır mıydınız?"
- "Çay lütfen, teşekkür ederim."
Kahvaltısını yaptı. Bir süre daha bilgisayarında çalıştı. Hesabı ödedi ve küçük çanın metalik sesi eşliğinde kafeden ayrıldı.
Telefonunu çıkardı. Haritayı açtı ve kafeyi favorilerine ekledi.
Bir daha aramak zorunda kalmayacağını düşündü.