Hikâye ·

Arena XXIV — Olur

Bir kafede çalışan genç bir kadının, sıradan görünen bir iş gününde aldığı bir haber ve karşılaştığı küçük bir ihtimalle geçen saatlerini anlatan kısa bir hikâye.

Telefon ekranındaki cümleyi üçüncü kez okudu.

"Şirketimize göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederiz..."

Devamını artık ezberlemişti. Telefonu tezgâhın üzerine bıraktı.

Birkaç saniye sonra yeniden aldı. Babasının dün akşam gönderdiği mesaj hâlâ cevapsızdı.

"İş başvuruna bugün dönüş yapacaklardı değil mi? Haber bekliyorum."

Telefonu cebine koydu.

Kafenin açılmasına daha birkaç dakika vardı. Kahve makinesini çalıştırmış, masaları kontrol etmiş, dışarıdaki sandalyeleri yerleştirmişti. Yapması gereken her şeyi yapmıştı.

Arka tarafa geçti. Telefonunu yeniden çıkardı. O sırada ekranına bir damla düştü. Sonra bir damla daha. Ve bir damla daha.

Telefonu cebine koydu ve başını ellerinin arasına aldı.

O sırada kapının üzerindeki küçük çanın sesini duydu.

Gözlerini hızlıca sildi ve toparlanmaya çalıştı.

- "Hoş geldiniz! Hemen geliyorum!" diye seslendi.

Lavaboya gidip yüzüne baktı. Gözlerinin çevresi hafifçe kızarmıştı.

Musluğu açtı. Ellerini ıslatıp gözlerinin altına bastırdı. Bir süre aynadaki yüzüne baktıktan sonra havluyla kurulandı.

Adam cam kenarındaki masalardan birine oturmuş, bilgisayarını açmıştı.

- "Tekrar hoş geldiniz. Ne alırdınız?"

Adam başını kaldırdı.

- "Hoş buldum. Şimdilik yalnızca bir Türk kahvesi alayım. Sade olsun lütfen, teşekkürler."

- "Kırk yıl hatırlı sade bir Türk kahvesi, hemen geliyor."

Tezgâha döndü.

Kahveyi hazırlarken istemeden adama baktı. Ekrana odaklanmıştı. Bir süre sonra kulaklığını takıp konuşmaya başladı.

Kadın kahveyi masaya bıraktı.

Adam başıyla teşekkür edip yeniden ekranına döndü.

Kadın diğer masalarla ilgilenmeye devam etti.

Bir ara yeniden cam kenarına baktı. Adam hâlâ bilgisayarının başındaydı.

Böyle çalışabilmenin nasıl bir şey olduğunu düşündü.

Sonra önündeki fincanları toplamaya devam etti.

Bir süre sonra adamın masasının yanından geçerken kahvenin hâlâ neredeyse dolu olduğunu fark etti.

- "Kahveniz soğumuş sanırım?"

Adam fincana baktı.

- "Ah, evet. Toplantıya dalmışım da," dedi gülümseyerek.

Kadın da gülümsedi.

- "Yenilememi ister misiniz?"

- "Aslında acıkmaya başladım sanırım. Kahvaltı tabağınız ve kızartmanız var mıydı?"

- "Tabii ki. Yanına başka bir şey alır mıydınız?"

- "Çay lütfen, teşekkür ederim."

Kadın siparişi hazırlamak için uzaklaştı.

Adam bir süre daha kafede kaldı. Sonra hesabı istedi. Ödemesini yaptı.

- "Yine bekleriz," dedi kadın.

- "Geleceğim."

Adam bilgisayarını çantasına koydu.

Kapının üzerindeki küçük çan yeniden çaldı.

Kadın boş fincanı ve çay bardağını aldı. Tabakları götürdü. Masayı sildi, sandalyeyi yerine itti.

Tezgâha döndüğünde telefonunu çıkardı. Babasının mesajı hâlâ ekrandaydı.

"Yine olmadı baba." yazdı ve gönderdi.

Telefonu cebine koydu. Cam kenarındaki boş masaya baktı.

O sırada kapının üzerindeki küçük çan yeniden çaldı.

Kadın başını kaldırıp yeni gelen müşteriye yöneldi.

Bir süre sonra telefonu cebinde titredi. Kafenin sahibinden mesaj gelmişti.

"Ne yaptın canım? Haber geldi mi?"

"Yine olmadı." yazdı.

Çok geçmeden yeni bir mesaj daha geldi.

"Bugün biraz erken gelebilirim. İstersen sen çıkarsın."

Kadın bir süre ekrana baktı.

"Olur, teşekkür ederim." yazıp gönderdi.

Telefonunu cebine koydu ve çalışmaya devam etti.

Bir süre sonra kapının üzerindeki küçük çan yeniden çaldı.

Başını kaldırdığında kafenin sahibini gördü.

Önlüğünü çıkardı ve askıya astı.