5. deneme · 26 Ocak 2025
Dostluk
Gerçek dostluğun sadece iyi hissettirmek değil, bazen büyütmek, zorlamak ve yanında durmak olması üzerine.
- Kahveler hazır olduğuna göre, gerçek dostluğu neyin belirlediğine kafa yordun mu bakalım?
- Evet ve buna tek bir yanıt verebilmenin çok zor olduğunu düşünüyorum. Mesela Cicero'ya göre dostluk, erdem sayesinde doğar ve yine erdem sayesinde korunur. Saygı ise dostluğun en büyük süsüdür. Yine ona göre bazen dostluklar öyle bir kadere katlanmak zorunda kalır ki, bundan kaçınabilmek sadece bilgeliğe değil, aynı zamanda iyi talihe de bağlıdır. Ayrıca gerçek dostluğun belirsizlik anında ortaya çıktığına inanıyordu. Daha da önemlisi Cicero, Tanrılar tarafından insanlara bilgelik haricinde, dostluktan daha iyi bir şey verilmediğine inanıyordu.
- Devam et lütfen. Peki ya sen ne düşünüyorsun?
- Bence dostluk sadece iyiliklerden ibaret olamaz. "Dostta sadece zararsız olma vasfını arayan bir kimse, mezarlıktaki ölüleri dost edinsin" diyordu imam Gazzali. Tabii ki burada aleni kötülüklerden bahsetmiyorum ve niyetin de çok önemli olduğuna inanıyorum. Dost dediğin bazı zamanlarda zorlamalı, rahatsız etmeli, hatta karşımızdakinin de bir insan olduğunu hatırlarsak, yüzüstü bırakmalı ya da hayal kırıklığına uğratmalı. Bazen insanların hayatına yalnızca geçici bir süre için girdiğimizi ve hayatlarında oynamamız gereken rolü oynadıktan sonra da bizim için bu perdenin kapanması gerektiğini de unutmamak gerekiyor. Aynı şey bizim hayatımıza giren insanlar için de geçerli olabiliyor. Bana kalırsa ancak bu sayede gerçek bir dostluktan bahsedebiliriz.
- Peki ya dost sence kime denir?
- Bence dost iyi gününü paylaşabildiğin insandır. Mutlu bir haber aldığında ilk paylaşmak isteyeceğin kişidir. Kalk gidelim dediğin zaman nereye gideceğiz diye sormayacak olandır. Yalnızca seni değil, aynı zamanda potansiyelini gören ve buna yatırım yapandır. Sessizliğini paylaşandır. Gerektiğinde ağma için bir bastondur. Sağır için bir kulaktır. Dilsiz için bir sözdür. Böyle böyle çoğaltabilir ve dünyanın tüm güzel niteliklerini dostluk kavramına yakıştırabiliriz diye inanıyorum. Yine de "Nemo cogendus amicus" latince görüşünü; yani kimseyi dost olmaya zorlayamayacağımızı da unutmamak gerekli. Sen dostluk için neler söylerdin?
- Çok güzel söyledin. Nietzsche aynı zevklere sahip biriyle olmak yerine, sevdiğini bilmediği şeyleri öğretecek birini tercih edeceğini söyleyerek dostluğun aslında bir gelişim sahası olması gerektiğini ifade ediyordu. Ben de bu görüşü en yakın olduğumuz beş insanın ortalaması olduğumuz görüşüyle birleştirip kendi hayatıma baktığımda ne kadar doğru olduğunu görüyorum.
- Çok doğru, peki başka söyleyeceğin şeyler olur muydu?
- Belki de Nietzsche'nin bir diğer fikrini, yani yürüdüğümüz yolda daima önümüzde taşlar olacağını, önemli olanın bunları engel olarak mı yoksa üzerlerine basılacak merdivenler olarak mı göreceğimiz olduğu fikrini de dostluklar için söyleyebiliriz. Hatta belki de Nietzsche'nin bu iki fikri birbirini tamamlıyordur. Biz insanlar ince bir ip üzerinde yürüyen cambazlarız ve dostluk altımızdaki güvenlik ağıdır. İlerlerken her sendelediğimizde bizi bu ağ tekrar hayata daha güçlü bir şekilde bağlıyor ve bunu yaparken dostluk kendi bağlarını da güçlendiriyor. En azından bizim dostluğumuz için böyle olduğunu düşünüyorum.
- Peki ya bir dostluğun ne zaman ya da nasıl başladığını düşünüyorsun? Sence bizim ilişkimiz ne zaman dostluğa dönüştü?
- Bence Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 kitabında söylediği gibi, "Bir dostluğun tam olarak başladığı anı bilemeyiz. Bir kabın içine damla damla dolar gibi, sonunda o bir tek damla kabı taşırır. Böylece iyilikler dizisinin sonunda bir iyilik olur ki, insanın yüreği dolar taşar." Ben de geriye dönüp baktığımda ne zaman arkadaşlığımızın dostluğa dönüştüğünü bilmiyorum. Belki de bu dönüşüm, yolumuzda karşımıza çıkan taşları bir engel olarak görmek yerine birlikte bunlardan merdivenler yapmaya başladığımız anda gerçekleşmiştir.
- Teşekkür ederim, duygulandım. Kısa bir nefeslenip kaldığımız yerden devam etmeye ne dersin?
- Harika olur.