6. deneme · 28 Temmuz 2026
Dostluk 2
Anlaşılmak, duvarları indirmek, niyet ile etki arasındaki fark ve ilişkide bozulanı birlikte onarmak üzerine.
- En son dostluğumuzun yolumuzdaki taşları engeller olarak görmek yerine bunları birer basamak olarak kullanmaya başladığımız anda başlamış olabileceğini söylemiştim. Sen ne düşünüyorsun?
- George Orwell "insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de" diyordu 1984 adlı kitabında. Ben de anlaşıldığımı düşündüğüm andan itibaren dostluğumuzun başlamış olabileceğini düşünüyorum. Yine de sence bu tek başına yeterli mi? Yani sadece anlaşılmak?
- Ben anlaşılmanın yanına bir de insanın kendi duvarlarını indirebilmesini eklerdim.
- Nasıl yani?
- Şöyle ki; evet, karşımızdakini anlayabilir ve ona anlaşıldığını hissettirebiliriz. Ama bu anladığımız şey kendi duvarlarımıza çarpıp savunma olarak da geri dönebilir. Anladığımız şeyin bir şeye dönüşebilmesi de gerekiyor.
- Nasıl bir dönüşümden bahsediyoruz peki? Her anlayışın ardından mutlaka bir dönüşüm mü gelmeli?
- Her anlayış bir dönüşüm getiremez tabii ki ama en azından bir etkisi olmalı. İnsan 'seni anlıyorum' dedikten sonra, hele de konunun muhatabıyken, hiçbir şey olmamış gibi aynı yerde kalıyorsa, karşısındaki o an için anlaşıldığını hissetmiş olsa bile, içeride bir şeyler eksik kalıyor ve bu eksiklik zamanla daha da büyüyor.
- Çok doğru... Bir saniyeliğine yaşadıklarımı düşündüm de... "Rahatsızlığım olsa söylerdim, hiç yok"lar, "göğsüme öküz oturdu, çok üzüldüm"ler ve nicesi. Bu sözler ilk başta beni rahatlatmıştı ama devamında bir şeyler eksik kalmıştı. Hiçbirinin altı doldurulmamış, anlaşılan şey sorumluluğa ve eyleme dönüşmemişti. Böyle olunca da bazı insanlardan bazı şeyleri beklememek gerektiğini öğrenmiştim.
- Maalesef. Bazen kendini ne kadar açık ve temiz ifade etmeye çalışırsan çalış, günün sonunda karşındaki insanın kendi duvarlarına çarpabiliyorsun. Çünkü bazı şeyleri kabul etmek ve sorumluluk almak, insanın yaptığı yanlışları görmesini ve belki de kendi egosuyla yüzleşmesini gerektiriyor. Belki de en zoru da budur.
- Kesinlikle. Zor yoldan öğrendiğim şeylerden biri de şiddetsiz iletişim gibi pratiklerin ancak karşındaki insan da açık ve buna hazır olduğunda işe yaradığıydı. Bu, bu pratiklerden vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor tabii ama en azından bazı şeyler olmadığında bütün sorumluluğu kendimizde aramayı bırakabiliriz.
- Peki sence karşımızdaki insan kendi duvarlarını indirebildiğinde ne değişiyor?
- O noktada karşımızdaki insanın anladığı şey savunmaya değil, meraka dönüşüyor sanırım. İnsan kendi niyetinin arkasına saklanmadan, insan ilişkilerinde asıl olan şeye, yani karşısındaki insanda yarattığı etkiye bakabiliyor. Ortadaki konu da kim haklı kim haksız meselesi olmak yerine, ilişkide neyin kırıldığına ve nasıl onarılacağına dönüşüyor.
- Bu da biraz önce konuştuğumuz yere geliyor sanırım. Dostun hatasız olmasını bekleyemeyiz.
- Kesinlikle. Zaten dostluk yalnızca birbirimizi hiç üzmediğimiz steril bir alan olamaz ki. Bence asıl belirleyici olan, birimiz diğerini üzdüğünde orada kalıp kalamadığımız. Savunmaya mı geçiyoruz, yoksa bozulan şeyi birlikte onarmaya mı çalışıyoruz?
- Belki de yolumuzdaki taşları basamağa dönüştürmek dediğimiz şey de tam olarak budur. Taşların hiç olmaması değil, onlarla birlikte ne yaptığımız. Bu durumda bir sonraki konumuz sorumluluk olsun mu? Yeşil çaylar benden.