4. deneme · 23 Ocak 2025

İnsan Doğası

Ikigai, fark edilmek, almayı öğrenmek ve insanı iyileştiren ilişkinin ne olduğu üzerine.

- En son sohbetimizde insan doğasının devinim görmek, sevmek, sevilmek ve sonsuz bir anlam arayışından ibaret olduğunu düşündüğünü söylemiş ve bu konudaki fikirlerimi sormuştun. Bu saydıkların bana Ikigai felsefesini hatırlattı. Okinawa'lıların Ikigai felsefelerini incelediğimizde emekli olmadıklarını, sevdikleri işlerle meşgul olduklarını ve etraflarının sevdikleri insanlarla çevrili olduklarını biliyoruz. Ben yine de bu maddelere bir ekleme daha yapmak istiyorum. İnsan doğası gereği fark edilmek de ister. Hatırlarsan William James, bir insana verilebilecek en zalim cezanın -eğer fiziksel olarak mümkün olsaydı- diğer tüm insanlar tarafından fark edilmemek olacağını söylemişti. Ya da Rollo May sevginin zıttının nefret değil, kayıtsızlık olduğunu düşünüyordu. Kişisel bir örnek vermek gerekirse, toplantı yoğunluğundan başımı kaşıyamayacak ve hatta iş yapamayacak noktaya geldiğimde bunu fark edip bu konuda elinden gelen yardımı yapmaya çalışmıştın. Bu davranışının bende uyandırdığı duyguları kelimelerle ifade etmem zor.

- Çok güzel bir örnek verdin. Saydıklarımın aslında bir noktada Ikigai felsefesinin temeli olduğunu daha önce fark etmemiştim. Belki de Washington Burnap da, yaşamdaki mutluluğun ana şartlarını yapacak bir şey, sevecek biri ve umut edecek bir şey olarak tanımlarken aslında Ikigai felsefesinin özünü anlatıyordu. Fark edilmeye gelirsek, sen toplantılarla ve bunların yarattığı sıkıntılarla boğuşurken kayıtsız kalmamın mümkün olamayacağını biliyorsun. En azından biraz olsun yükünü hafifletebildiysem ne mutlu bana. Bazen sevdiğimiz insanlar için yapabileceğimiz ya da yapmamız gereken tek şeyin bu olduğuna inanıyorum. Tabii bunu karşımızdakine hissettirmeyi başaramıyorsak bence tüm anlamını yitiriyor.

- Kesinlikle. Burada vermenin yanında almayı bilmek de önemli. Biliyorsun ki kimi insanlar bazı olumsuz tecrübeleri ya da çocukluk travmaları yüzünden almaktan korkuyorlar ya da almayı hiç öğrenmemişler. Hatırlarsan bende benzer bir korkuya kapılmış ve sana ilişkimizde verdiğimden çok aldığımdan ve bu farkın giderek açılmaya başladığını düşündüğümden bahsetmiştim ve bu konu üzerinde çalışmaya başlamıştık ve bende o gün vermenin tek seçenek olamayacağını, bazen de almamız gerektiğini öğrenmiştim. Sen almakla ilgili neler düşünüyorsun?

- Çok doğru. Charlie Mackesy, Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kitabında gerçek cesaretin yardım istemek olduğunu söylemişti. Bana bu konuyu ilk açtığında böyle hissettirdiğim için gerçekten üzülmüştüm ve benim de verme noktasında bir denge arayışına girmem gerekebileceğini düşünmüştüm. Neyse ki buradaki temel sorunun benim verme dengemden ziyade senin alma alışkanlığının olmaması olduğu ortaya çıkmıştı. Birlikte bu konu üzerinde çalışmaya başladıktan sonra bu kadar rahat ilerleyebilmemizin sebebinin karşılıklı ihtiyaçlarımızın farkına varabiliyor, varamadığımız noktalarda da açık iletişim kurarak bu konudaki düşünce ve hislerimizi doğrudan konuşabiliyor olmamız olduğuna inanıyorum. Bu kadar zorluklarla dolu ve cesaret isteyen bir şeyi bizim için kolaylaştıran şey belki de ilişkimiz olmuştur.

- Daha iyi özetleyemezdim sanırım. Belki bizde Irvin Yalom'un tespih ettiği ve aslında danışan ile terapist arasındaki ilişkiyi kasteden "ilişkidir iyileştiren" düşüncesinin dostluklar için de geçerli olabileceğini söyleyebiliriz.

- Kesinlikle! Burada küçük bir virgül koyup bir sonraki sohbetimizde Dostluk konusunu irdelemeye ne dersin?

- Kahveler senden. Hazırlarken bir yandan da gerçek dostluğu neyin belirlediği konusuna biraz kafa yor bakalım.