7. deneme · 5 Ağustos 2026
Sorumluluk
Açılmak, güvenmek, yaralanmak, sorumlulukları ayırmak ve sağlıklı sınırlar kurmak üzerine.
- Yolumuzdaki taşlardan söz ederken fark ettin mi bilmiyorum ama bir şeyi atladık sanırım. Duvarların anladığımız şeyin önüne geçmesinden söz ettik ama insanın anlaşılmak için kendi duvarlarını indirmesi gerektiğinden hiç bahsetmedik. Anlaşılmak isteyen kişinin rolü hakkında ne düşünüyorsun?
- Bence anlaşılmak isteyen kişinin de kendini anlaşılabilir kılma konusunda bir rolü var. Ne hissettiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu ya da neyin canımızı acıttığını saklayıp karşımızdaki insanın bunları kendiliğinden anlamasını beklemek her zaman adil olmayabilir.
- Ama insanın kendi duvarlarını indirmesi de kolay değil sanırım. Çünkü kendini açtığında, yanlış anlaşılmayı ya da açtığın yerden yaralanmayı da göze almış oluyorsun. Ve her yaralanmadan sonra bu daha da çok cesaret gerektiriyor.
- Kesinlikle... Belki de yaşamak dediğimiz şey biraz da budur. İnsanın kendisi gibi, paradokslarla dolu bir şey. Sevme cesareti göstermeden sevilmemek, güvenme cesareti göstermeden güvenilmemek gibi... Keşke karşındaki insanın seni asla incitmeyeceğinden emin olabilseydin ama bu mümkün olmadığı için yine de ona güvenme cesaretini gösteriyorsun.
- Her yaralanmadan sonra daha çok cesaret gerektirdiğini söyledin. İnsan açıldığı, duvarlarını indirdiği ve güvendiği yerden yaralandığında neden sıradan bir saldırıdan ya da herhangi bir insanın vereceği zarardan çok daha fazla etkileniyor sence? Hatta kişisine ve bağlamına göre, bir nevi ihanete uğradığını düşünüyor?
- Çünkü insanın canını yakan şey yalnızca bir söz ya da davranış değil bence. Aynı anda geçmişten gelen bütün birikmişlikler, o kişiye yüklenen anlamlar ve daha da önemlisi, ona emanet edilen, henüz kabuk tutmamış bir yaraya yine onun eliyle hançer saplanması da işin içine giriyor olabilir. Pir Sultan Abdal’ın darağacına giderken halkın attığı taşlardan değil de, dostum dediği insanın attığı gülden yaralanması gibi... Yani konu hiçbir zaman kullanılan silah değil.
- Onu tutan el...
- Evet. Hatta bazen o elin daha önce yarayı saracağına inandığımız el olması. Darbeyi ihanete dönüştüren şey biraz da bu sanırım.
- Peki insan böyle bir şey yaşadıktan sonra ne yapmalı? Bir daha kimseye o kadar yaklaşmamak, hiçbir yarasını emanet etmemek daha güvenli olmaz mı?
- Daha güvenli olabilir ama insanı yalnızca hançerden korumaz. Anlaşılmaktan, sevilmekten ve gerçekten yakınlık kurmaktan da uzak tutar. Belki mesele duvarları bir daha hiç indirmemek değil, onları kimin yanında ve ne kadar indireceğimizi öğrenmek.
- Peki insan böyle bir şey yaşadıktan sonra, verdiği değerin, sevginin ya da güvenin yanlış olduğunu düşünmez mi?
- Sanırım burada sorumlulukları doğru ayırabilmek gerekiyor. Verdiğimiz değer, sevgi, emek ve güven hâlâ bize ait. Karşımızdaki insanın bunlarla ne yaptığı ise ona ait. Bunu ayırabildiğimizde, bir sonraki sefer kuracağımız sınırlar da daha sağlıklı olacaktır. En azından sevdiğimiz, güvendiğimiz ya da emek verdiğimiz için kendimizi suçlamamamız gerektiğini düşünüyorum.
- Peki sorumlulukları ayırmak gerçekten bu kadar kolay mı? Karşımızdaki insanın yaptığı ona ait olsa bile, açtığı yara bizimle kalıyor sonuçta.
- Kolay değil. Hatta biraz haksızlık gibi de geliyor. Yarayı açan başkası oluyor ama o yarayla ne yapacağımıza yine biz karar vermek zorunda kalıyoruz. Yine de sanırım sorumluluk almak tam da burada başlıyor. Başımıza geleni kendi suçumuz gibi üstlenmekte değil, başımıza gelenin bundan sonra bizi neye dönüştüreceğine karar vermekte.
- Ama bu durumda, zaten zarar görmüş insana bir de iyileşme sorumluluğunu ve yükünü bırakmış olmuyor muyuz?
- Yaşadıklarından dolayı onu suçlarsak, evet olur. Ama ben onu kastetmiyorum. Güvenme cesaretini gösterdiğimiz için suçlu olamayız. Karşımızdakinin o güvenle ne yaptığı da bizim elimizde olan bir şey değil. Bize ait olan, bu deneyimden sonra kendimiz için ne yapacağımız, neyi artık kabul etmeyeceğimiz ve hayatımıza nasıl devam etmeyi seçeceğimiz.
- Yani sorumluluk insanı suçlamak yerine yeniden özne hâline getiriyor diyebilir miyiz?
- Sanırım evet. Suçluluk insanı dönüp dolaşıp geçmişte tutarken, sorumluluk bundan sonra ne yapabileceğimize bakıyor. Belki Adler'in sorumlulukların ayrılığı dediği şey de biraz budur. Başkasının duvarlarını onun yerine indiremeyiz ama kendi kapımızı kime ve ne kadar açacağımıza karar verebiliriz.
- Buradan yeni sohbetimiz için güzel bir konu çıkıyor sanki. Sağlıklı sınırlar. Ne dersin?
- Tam isabet. Son getirdiğin yeşil çay güzel değildi ama, telafisini istiyorum.