3. deneme · 22 Ocak 2025
Özgecilik
Vermek, kullanılmak, ego, saf özgecilik ihtimali ve insanın kendi doğasına dönmesi üzerine.
- En son özgeciliğin yalnızca başkalarına yardım değil, aynı zamanda insanın kendi varoluşsal tatminine katkı sağladığını söylemiştin. Peki özgeciliğin olumsuz yanları var mı?
- Bu konuda verme dengesinin hassas bir şekilde kurulması gerektiğine inanıyorum. İnsan özgecilikle hareket ederken her ne olursa olsun -bu salt eylemin gerçekleştirilmesinden gelen haz bile olsa- bir karşılık alıyor olmalı.
- Ama bu durumda özgeciliğin özüne -yani herhangi bir çıkar gözetmemeye- karşı gelmiş olmuyor muyuz?
- Doğru, çok güzel bir noktaya değindin ama biliyorsun ki özgecilik insanın kendi kişisel gereksinimlerini bir kenara itip yalnızca başkalarının çıkarlarını sağlamak anlamına da gelmiyor.
- Bu durumda David Sloan Wilson'ın sorusunu tekrar gündeme getirebiliriz sanırım: "Özgecilik var mı yoksa insan doğası tamamen bencil mi?"
- İlginç bir soru. Belki de gerçekten saf özgecilik tamamen bir yanılgı ya da yalnızca bir felsefedir. En nihayetinde başkalarına yardım etmenin oksitosin gibi iyi hissettiren nörotransmitter'lar üretebildiğini ve bu yüzden de bu tarz davranışların bağımlılık yapabileceğini biliyoruz. En son birine yardım ettiğinde nasıl hissettiğini hatırlıyor musun? Yoksa birilerinin sorunlarını çözmek yalnızca biz erkekler için mi keyif verici bir eylem?
- Elbette hatırlıyorum ama tam olarak nasıl tarif edebileceğimden emin değilim. Aslında şöyle bir baktığımda kendimi gerçekleştirmiş olmaya en yakın hissettiğim anlar bu anlar ve hayır, yalnızca sizin için keyifli değil. Bu durumda verme dengesinin aslında yalnızca yüzeysel bir denge olduğundan bahsedebilir miyiz? Zira özgeci insanlar kendini gerçekleştirmiş hissetmeye en yakın insanlarsa eğer, gerçekten verme konusunda bir denge kurmayı, hatta kullanılıyor olmayı umursarlar mı?
- Çok doğru, benim de kişisel deneyimlerimde böyle anlarım oldu. Ne kadar vermiş olduğumu umursamadığım, hatta karşımdakinin bu durumdan faydalandığını bildiğim durumlar. Ancak salt eylemin kendisi ödüllendirici olduğu için ego'nun sesi çoğu zaman baskın çıkamadı.
- Peki böyle bir durumda neler hissettin? Egon sana neler söylüyordu?
- Kaygılıydım. Egom bana kendi öz saygıma ihanet ettiğimi ve bundan dolayı pişmanlık duyacağımı söylüyordu. Ancak bir yandan da Marcus Aurelius'un şu sözü hep kulağımdaydı: "Düşmanından öç almanın en iyi yolu, onun gibi davranmamaktır". Bu yüzden de -en azından konu özgecilik olduğunda- davranışlarımı karşımdakinin davranışlarıyla eşleştirmemem gerektiğini biliyordum ve bende içimden geldiği şekilde davrandım.
- Bu örneğinle birlikte aslında verme dengesinin yalnızca yüzeysel olduğu fikrimi desteklemiş oldun. Hatırlarsan eğer bir kaç kitap sonra da Marcus Aurelius insanın iyilik etmekle kendi doğasına uygun olarak davranmış olacağını yazıyordu. Belkide bu şekilde davranarak yalnızca doğana uygun bir davranış sergiliyordun.
- Evet hatırlıyorum, ve hatta yanılmıyorsam aynı düşüncede gözün gördüğü, ayakların yürüdüğü için nasıl ödül beklemiyorsa, aynı şekilde insanın da bir karşılık beklememesini, salt eylemin kendisinde ödülü bulması gerektiğini söylüyordu. Kim bilir, belki de öyle davranıyordum. Peki sence bu durumda insanın varoluşsal olarak doğası gereği özgeci bir varlık olduğunu söyleyebilir miyiz?
- Mümkün. David Sloan Wilson'ın sorusunu tekrar düşünecek olursak, belki de saf özgecilik yoktur; çünkü görüyoruz ki her davranış bir şekilde bireyin kendi doğasına geri dönüyor. Burada önemli olan şey bu durumun özgeciliğin değerini azaltmıyor olması. Aksine, insana kendi doğasına uygun bir denge kurması gerektiğini öğretiyor. Peki sence insan doğası nelerden oluşuyor?
- Bana kalırsa insan doğası devinim görmek, sevmek, sevilmek ve bitmeyen bir anlam arayışından ibaret. Bu dördüne birden sahip olan insan sayısının çok az olduğuna inanıyorum. Sen ne düşünüyorsun?
- Burada küçük bir virgül koyup kahve arasından sonra devam edelim mi?
- Tabii ki, ancak yalnızca kırk yıllık hatrı olması kaydıyla.