8. deneme · 6 Ağustos 2026
Sağlıklı Sınırlar
Sağlıklı sınırlar, yakınlık, öznellik ve kendimize ayrılan yeri seçmek üzerine.
- Kendi kapımızı kime ve ne kadar açacağımıza karar verebileceğimizden bahsetmiştin. Peki ya kapıyı açmaya karar vermek ile, korktuğumuz için duvar örmek arasındaki farkı nasıl anlayacağız sence?
- Öznellik diyebiliriz belki. Duvar ördüğümüzde herkesi dışarıda tutarız, hatta bazen kendimizi bile. Ama sağlıklı sınırlar ilişkiyi ve davranışı değerlendirir. Kapının ne zaman ve ne kadar açılacağını belirler.
- Öznellik ile sağlıklı sınırlar arasında kurduğun bağı tam olarak anlamadım. Ayrıca sağlıklı sınırlardan kastın tam olarak nedir? İlişkiyi bir değerlendirme odasına çevirmekten bahsetmiyorsundur umarım?
- Tabii ki hayır. İlişki, değerlendirme odasına alınması gereken değil; yaşanması gereken bir şey bence. Öznellik kısmı da şu aslında: Sınır dediğimiz şey karşımızdakine ne yapacağını söylemek değil, belirli bir davranış ya da ilişki biçimi sürdüğünde bizim ne yapacağımıza ve ne yapmayacağımıza karar vermek.
- Yani süreç yine aslında kişinin kendisinde bitiyor. Peki ya karşımızdaki sınırımızı kabul etmezse?
- Kabul etmek zorunda değil. Nitekim sınırın geçerli olması için karşımızdakinin onayına ihtiyacımız yok. Başkasının davranışını kontrol edemeyiz ama o kişiye ne kadar erişim, yakınlık ve devamlılık sunacağımıza karar verebiliriz.
- Ama bu durumda ilişkinin bütün sorumluluğunu yine sınır koyan kişiye yüklemiş olmuyor muyuz?
- Hayır. Sağlıklı sınır dediğimiz şey tek kişilik bir ilişkinin reçetesi değil. Karşı taraf sınırımıza saygı gösterebilir, merak edebilir ve davranışını değiştirebilir. Fakat bunu yapıp yapmayacağı onun sorumluluğu; o yapmadığında kendimizi koruyup korumayacağımız ise bize ait.
- Peki ya insan her isteğine ya da rahatsızlığına sınır adını verebilir mi? Karşımızdakinin onayına ihtiyacımız yoksa eğer, sağlıklı bir sınır ile keyfî bir talebin ayrımını nasıl yapacağız? Örneğin koyduğumuz bir sınırın karşımızdakini cezalandırmak için mi, yoksa kendimiz için mi olduğunu nasıl ayırabiliriz?
- Her isteğimizi ve rahatsızlığımızı dile getirebiliriz elbette. Ama bunları karşımızdakinin uymak zorunda olduğu kurallar gibi sunduğumuzda sınır koymaktan çok kontrol kurmaya başlarız. Sağlıklı sınırda amaç karşımızdaki kişiyi cezalandırmak, ona ders vermek ya da korkutmak olmaz; kişinin kendi öznelliğini korumaktır. Bazen bu ilişkiyi de korur, bazen artık sürdürülemeyeceğini gösterir. Kendimiz için kullanabileceğimiz kıstas ise şu olabilir: Karşımızdaki insan değişmese, pişman olmasa ve bizi haklı bulmasa bile bu karar bizim için hâlâ gerekli mi?
- Ama sınırımız karşımızdaki insanı incitiyorsa, onu cezalandırmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?
- Bir sınır karşımızdaki insanı incitebilir. Fakat acının ortaya çıkmasıyla acının amaçlanması aynı şey değil. Ceza acıyı araç olarak kullanır; sınırda ise acı, bazen kararın istenmeyen sonucu olabilir.
- O zaman sınır koyarken karşımızdakinin duygularına karşı hiçbir sorumluluğumuz yok mu?
- Elbette var. Karşımızdaki insanın ne hissedeceğini belirleyemeyiz ama onun duygularını yok saymadan davranmalıyız. Sınırımızı açık ve dürüst biçimde ifade etmek, kararımızı bir ceza gibi kullanmamak ve karşımızdakini değersizleştirmemek bizim sorumluluğumuz. Ama onun hiç üzülmemesini ya da kararımızı mutlaka haklı bulmasını sağlayamayız.
- Peki ya ortada bizi açıkça inciten ya da yanlış diyebileceğimiz bir davranış yoksa? Yalnızca o ilişkinin biçimi, yakınlığın derecesi ya da bize ayrılan yer artık bize uygun gelmiyorsa da sınır koyabilir miyiz?
- Sanırım evet. Bir sınır koyabilmek için karşımızdakini suçlu ilan etmek zorunda değiliz. Bazen karşımızdaki insan yanlış bir şey yapmamıştır ama kurduğumuz ilişkinin biçimi bize iyi gelmiyordur. Bazen yakınlığın derecesi, bazen beklentilerimiz, bazen de o ilişkide aldığımız yer bize uygun değildir. Bir yakınlığı sürdürmemek için elimizde bir suç dosyası taşımamız gerekmiyor.
- Bunu söylerken aklına gelen bir şey mi var?
- Geçmişte bir dönem, yalnızca istemediğim için gitmeye hakkım olmadığını düşündüğümü hatırlıyorum. Sanki bir yerde kalmamak için önce karşımdakinin açıkça yanlış yapması, sonra da benim bunu kanıtlamam gerekiyormuş gibi. Ya da vicdanımı tamamen rahatlatabilmek için kendimi tekrar tekrar sanık sandalyesine oturtmam gerektiğini... Oysa bazen insanı tüketen şey tek bir büyük ihlal değil, kendisine ayrılan yerde yavaş yavaş kaybolması, ya da o yerin aslında hiç olmadığını fark etmesi oluyor.
- Ama karşımızdaki insan yanlış bir şey yapmadıysa, yalnızca istemediğimiz için yakınlığı azaltmak biraz bencillik olmaz mı?
- Kendimizi hesaba katmakla yalnızca kendimizi hesaba katmak aynı şey değil bence. Karşımızdaki insanı değersizleştirmeden, onun duygularını yok saymadan ve ona yapmadığı şeyleri yüklemeden kendi isteğimizi de ciddiye alabiliriz. Öznellik biraz da kendi kararımızın geçerli olabilmesi için önce karşımızdakini suçlu çıkarmak zorunda olmadığımızı öğrenmek olabilir.
- Yani bir yerde kalmamak için önce orada istenmediğimizi ya da bize haksızlık yapıldığını kanıtlamamız gerekmiyor mu?
- Gerekmiyor. Belki de sınır koymak, bir yerde istenip istenmediğimizi sürekli anlamaya çalışmaktan vazgeçip, bizim o yerde kalmak isteyip istemediğimizi sormaya başlamaktır.
- Peki bütün bunların korkudan örülmüş yeni bir duvar olmadığını nasıl anlayacağız?
- Belki kararımızın yalnızca bu kişiye, ilişkiye ya da davranışa mı özgü olduğuna, yoksa bizi bütün yakınlıklardan mı uzaklaştırdığına bakabiliriz. Sağlıklı sınırlar seçme gücümüzü korur; duvarlar ise seçme ihtimalini elimizden alır.
- Dönüp dolaşıp yine insanın kurban rolünden çıkmasına, yani o sanık sandalyesinden kalkıp kendi iradesini ve öznelliğini eline almasına geliyoruz sanırım. Küçük bir es verip, sıradaki konumuz için yeniden özne olmak diyelim mi?
- Kesinlikle, ama bu sefer çayı ben demliyorum.