Arena serisi · 54/54 ·

Arena LIV — Eve

Kapının yanındaki küçük tabağa bir kez daha baktı.

Anahtar orada değildi.

Montunun cebini kontrol etti, ardından çantasını açıp içine baktı.

Yoktu.

— "Anahtarımı gördün mü?"

Mutfaktan gelen tabak sesi kesildi.

Birkaç saniye sonra kadın koridorun öbür ucunda göründü.

— "Nereye gideceksin?"

— "Eve."

Kadın cevap vermedi.

— "Birazdan kahvaltı yapacağız ama."

— "Ben sana kahvaltıyı sormuyorum."

Kapının yanındaki çekmeceyi açıp içindeki kâğıtları karıştırdı.

— "Anahtarımı arıyorum."

Kadın koridordan yanına geldi.

— "Anahtarın bende."

— "Neden sende?"

— "Bende dursun şimdilik. Gel önce kahvaltımızı yapalım."

— "Niye?"

Parmaklarını kâğıtların üzerinden çekip çekmeceyi kapattı.

— "Kahvaltıdan sonra konuşuruz. Olmaz mı?"

— "Ben çocuk değilim."

— "Biliyorum."

— "O zaman anahtarımı ver."

Montunun fermuarını biraz daha yukarı çekip bekledi.

Kadın birkaç saniye yüzüne baktı.

— "Beni burada tutamazsın."

— "Seni burada tutmaya çalışmıyorum ki."

— "Kapıyı aç o zaman."

Kadın giriş kapısına baktı.

— "Kahvaltıdan sonra."

— "Kahvaltıdan sonra, peki," dedi gülerek.

Çantasını omzuna taktı.

— "Telefonum nerede?"

— "Salonda. Sehpanın üzerinde."

— "Ben oraya koymadım ki."

Çekmecenin yanından ayrılıp salona doğru yürüdü.

Telefon sehpanın üzerindeydi. Ekranına bastığında açılmadı.

— "Şarjı bitmiş," dedi kadın.

Arkasından gelen sese döndü. Kadın salonun girişinde durmuştu.

— "Dün şarj etmiştim."

— "Yine şarja takayım istersen."

— "Kalsın."

Telefonu çantasına koyup pencereye yürüdü. Perdeyi biraz araladı.

Karşıdaki apartmanlara baktı. Alt kattaki dükkânın tabelasını okuyamadı. Yolun karşısında genç bir kız köpeğini gezdiriyordu.

"Ne işim var benim burada?"

Perdeyi bıraktı.

— "Ne zamandır buradayım?"

— "Bir süredir."

Kadına döndü.

— "Ne kadar?"

— "Biraz oldu."

— "Herkes neden aynı şeyi söylüyor?"

Kadın kaşlarını hafifçe kaldırdı.

— "Kim?"

— "Herkes."

Kadının yüzüne bir süre baktı. Kadın bakışını kaçırmadı.

— "Çay içelim mi?"

— "Ben gideceğim."

Çantasının askısını omzundan çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı.

Kadın cevap vermedi.

— "Bir çay. Sonra gideceğim."

— "Tamam."

Kadın mutfağa yöneldi. Montunu çıkarmadan onu takip etti.

Masada iki tabak vardı. Peynir, zeytin, ekmek ve şekerlik ortaya konmuştu.

Tezgâhtaki çaydanlıktan ince bir buhar yükseliyordu.

Üst dolabın sağ kapağını açtı. İki tane çay bardağı alıp tezgâha bıraktı. Alt çekmeceyi açıp bir çay kaşığı aldı.

— "İyi. Bunlar bari yerinde duruyor."

Demliği alıp iki bardağa çay koydu, ardından sıcak suyu ekledi. Çay kaşığını bardaklardan birine bıraktı.

— "Al bakalım. Çay kaşığı olan seninki."

— "Teşekkür ederim."

Kendi çayını alıp masaya geçti. Montunun fermuarını biraz indirdi.

Çayından bir yudum aldıktan sonra önündeki ekmekten bir parça koparıp peynire uzandı.