Arena serisi · 58/58 ·

Arena LVIII — Ödünç

Kapının önüne geldiğinde şemsiyesini kapatıp birkaç kez silkeledi, ardından kapıyı açıp içeri girdi.

Kapının üzerindeki metalik çan çaldı.

Tezgâhın arkasındaki garson başını kaldırıp gülümsedi.

— "Hoş geldiniz! Hemen geliyorum!"

Garsona gülümseyip başıyla karşılık verdikten sonra içerideki boş masalara baktı. Kapıya yakın masa boştu. Birkaç saniye baktıktan sonra arka taraftaki masalardan birine geçti.

Montunu çıkarıp yanındaki sandalyeye bıraktı, şemsiyesini de masanın kenarına dayadıktan sonra telefonunu çıkardı. Sohbeti açtığında en altta sabah gönderdiği mesaj duruyordu.

"Bol şans :)"

Ekranı kapatıp telefonu masaya bıraktı.

Birkaç dakika sonra metalik çanı yeniden duyunca başını çevirdi. Adam kapıdan içeri girerken eliyle saçının ön tarafındaki damlaları siliyordu.

Adam masaya yaklaşırken gülümsedi.

— "Çok beklettim mi?"

— "Yok, ben de yeni geldim zaten. Nasıl geçti?"

Adam daha oturmadan başını birkaç kez salladı.

— "İyi geçti. Bu sefer oldu bence."

— "Bak, ben sana demiştim."

— "Başta biraz gerildim ama sonra açıldım. Bir noktadan sonra sohbet gibiydi zaten."

Montunu sandalyenin arkasına astıktan sonra karşısına oturdu.

— "Hani ekipten biriyle daha tanışacaktın ya, o da geldi mi?"

— "Geldi, geldi. Hatta bu seferki soruların çoğunu o sordu."

— "İlk görüşmede cevabı sonradan aklına gelen soru vardı ya, onu yine sordular mı?"

Adam güldü.

— "Evet, sordular. Ama bu sefer hazırlıklıydım."

Nasıl cevap verdiğini anlatırken ellerini birkaç kez masanın üzerinde hareket ettirdi.

— "Desene iyi ki önceki görüşmenin üzerinden geçmişiz."

— "Evet. Bir de devamında başka bir şeyler daha sordular, onları da cevapladım. Sonra zaten içimden 'bu iş tamamdır' dedim."

Garson yanlarına geldiğinde kendi kahvesini söyledi. Adam hâlâ önündeki menünün sayfalarını çeviriyordu.

— "Geçen sefer bademli olanı sevmiştin."

Adam sayfalardan birine geri dönüp parmağını fotoğrafın üzerinde durdurdu.

— "Bunu diyorsun değil mi? Doğru ya."

Menüyü kapattı.

— "Bir tane bademliden, bir de filtre kahve alayım."

Garson siparişlerini alıp uzaklaştı.

— "Peki ücret konuştunuz mu?"

Adam biraz öne eğilip söyledikleri rakamı anlattı.

— "Senin söylediğin aralığın üstünde değil mi bu?"

— "Evet. Ben de çok şaşırdım."

— "Çok iyi."

— "Yan haklar da fena değil. Özel sağlık sigortası varmış, yemek ücreti de beklediğimden yüksek çıktı."

Adam telefonunu eline alıp birkaç kez ekrana dokundu.

— "Bir de haftada iki gün ofis."

— "O da tam istediğin gibi olmuş."

— "Aynen. Ofis de düşündüğüm kadar uzak değilmiş zaten. Metrodan inince biraz yürüyorsun, o kadar."

Telefonunu masaya bıraktı.

— "Gerçekten oldu galiba."

— "Bence de. Çok sevindim."

— "En geç cuma döneceklermiş."

Kahveler masaya geldiğinde adam fincanını önüne çekti ama konuşmayı bırakmadı; görüşmenin sonunda kendisine ne söylediklerinden kapıdan çıktıktan sonra aklına gelenlere geçti, metroya yürürken cevaplarından birkaçını yeniden düşündüğünü ve bazılarını şimdi olsa farklı vereceğini anlattı.

Onu dinlerken kahvesinden bir yudum aldı, fincanını masaya bırakırken gözü telefonuna kaydı. Birkaç saniye sonra telefonu eline aldı.

— "Benim de bugün..."

— "Bir de en komik kısmı ne biliyor musun?"

Telefonunu yeniden masaya bıraktı.

— "Nedir?"

Adam anlatırken o da güldü, ardından kahvesini yeniden eline aldı.

Bademli tatlı geldiğinde adam çatalıyla küçük bir parça aldı. İlk lokmadan sonra tabağa yeniden baktı.

— "Bu gerçekten güzelmiş."

— "Geçen sefer de aynısını söylemiştin."

— "Aklımdan tamamen gitmiş."

Adam gülümseyip çatalıyla bir parça daha aldı.

Bir süre sonra adamın telefonunun ekranı parladı. Adam telefonu eline alıp birkaç saniye baktıktan sonra sandalyesinde doğruldu.

— "Benim kalkmam gerekiyor."

— "Nereye böyle? Hayırdır umarım?"

Adam ayağa kalkıp montunu sandalyenin arkasından alırken camdan dışarı baktı.

— "Şemsiyeni ödünç alabilir miyim?"

— "Tabii."

Şemsiyeyi masanın kenarından alıp adama uzattı. Adam montunu giydikten sonra şemsiyeyi eline aldı.

— "Sonra getiririm."

— "Tamamdır, görüşürüz."

— "Görüşürüz."

Kapıdan çıkana kadar adamı izledi. Kapı arkasından kapanırken metalik çan yeniden çaldı.

Telefonuna baktı. Birkaç saniye sonra telefonu ters çevirip kahvesinden bir yudum daha aldı.