Arena serisi · 62/62 ·

Arena LXII — Geç Oldu

Bilgisayarını kapattıktan sonra masasının çekmecelerini bir kez daha kontrol etti. En alttaki çekmecede birkaç ataş ve bir tükenmez kalem vardı.

Kalemi denedi ama yazmayınca çöpe attı. Ataşları da yan masadaki kutuya bıraktı.

Bilgisayarını teslim edip zimmet formlarını imzaladıktan sonra masasına döndü.

Çantasını omzuna asıp boş masasına baktı. Sandalyesini biraz içeri ittikten sonra turuncu kupasını alıp mutfağa geçti.

Lavabonun başında kupasını yıkarken koridordan temizlik arabasının sesini duydu. Başını kaldırdığında kadın mutfağın önünden geçiyordu.

— "Kolay gelsin abla."

— "Sağ ol oğlum."

Kupayı kuruladıktan sonra elinde kupayla çıkışa doğru yürüdü. Asansörden inerken kupasını çantasına yerleştirip telefonunu çıkardı. Saate baktı.

Evinin bulunduğu sokağa geldiğinde her gün önünden geçtiği tatlıcının önünde yavaşladı. İçerideki adamın yeni döktüğü lokmaları şerbetten çıkardığını gördü.

"Neden olmasın?" diye düşündü ve içeri girdi.

— "Selamun aleyküm."

— "Ve aleyküm selam. Hoş geldin."

— "Şu yeni döktüğünüz lokmalardan alabilir miyim?"

— "Tabii, hemen vereyim abime. Ne kadar olsun?"

— "200-250 gram yeterli olur."

Tatlıcı kepçeyle lokmalardan alıp fazla şerbetini süzdü. Küçük bir kutuya koyup tarttıktan sonra kapağını kapattı ve poşete koyarak uzattı.

Poşeti alıp parasını ödedikten sonra dışarı çıktı.

Eve vardığında ayakkabılarını kapının yanında çıkarıp çantasını yere bıraktı. Lokma kutusunu mutfak tezgâhına koyduktan sonra salona geçti.

Yerde iki valiz duruyordu. Büyük olanın fermuarını dün gece kapatmış, küçük olanıysa açık bırakmıştı. Yanında birkaç kitap, katlanmış kıyafetler ve şarj kablosu vardı.

Mutfaktan bir tabak alıp kutudaki lokmalardan birkaçını içine koydu. Birini ağzına attığında sıcak şerbet dilini yaktı.

— "Of!"

Ağzındakini çiğnerken musluğu açıp çaydanlığa su doldurdu. Ocağın altını yakıp suyu kaynamaya bıraktı.

Tabağını da alarak salona döndü. Masaya bıraktıktan sonra yere oturup küçük valizi kendisine çekti.

Kıyafetleri yerleştirmeye başladı. Valizin bir tarafını doldurduktan sonra kitaplığının önüne geçti. Üst raftaki kitaplardan birine gözü takıldı. Kadının ona okuması için ödünç verdiği kitaptı.

"Sahi, görüşmeyeli ne kadar zaman oldu?" diye düşündü.

Arkadaşlıklarının ne zaman ve neden koptuğunu anlayamamıştı. Bir ara kadına sormak aklına gelmiş ama hiç sormamıştı.

Kitabı eline alıp birkaç sayfasını çevirdiğinde içinden bir kâğıt yere düştü. Eğilip aldı.

Bir kafenin hesap fişiydi. Üzerinde bir filtre kahve ve bademli tatlı siparişi vardı.

Tarihe baktı. Neredeyse dört yıl olmuştu. O sırada mutfaktan suyun kaynama sesini duydu.

Fişi kitabın arasına geri koyup kitabı masaya bıraktı.

Mutfağa geçip ocağın altını kapattı. Üst demliğe bir demlik poşet koyup kaynayan sudan ekledi. Alt çaydanlığın suyunu tamamladıktan sonra demliği yeniden üstüne yerleştirip ocağın altını yaktı.

Çay demlenirken mutfak penceresini açtı. Karşı apartmanın önünde bir çift, market poşetlerini arabalarının bagajından indiriyordu. Arka koltuktan küçük bir kız çocuğu inerek annesine doğru koştu.

Bir süre çocuğu izledikten sonra pencereyi kapattı.

Çayını doldurup salona geçtiğinde telefonunda iki bildirim gördü. İlki ertesi günkü yolculuğuyla ilgiliydi. Açıp saatini kontrol etti.

Diğeri iş yerinden tanıdığı birinden gelmişti.

"Gitmeden önce görüşebilir miyiz?"

Mesajı okuduktan sonra telefonu masaya bıraktı.

Biraz çay içip tabağında kalan lokmalardan yedi.

Telefonunu yeniden eline aldı.

"Konu nedir?" diye yazdı.

Göndermeden önce bir kez daha okudu. Sonra cümleyi silip başka bir şey yazdı.

"Bu akşam pek mümkün değil. Yarın da erken çıkacağım."

Mesajı gönderip telefonu masaya bıraktı.

Çay bardağını eline aldığında telefon yeniden titredi.

"Yanına gelebilirim istersen."

Bardağı bırakıp telefonu eline aldı.

"Geç oldu."

"Anladım. Yolun açık olsun o zaman."

Telefonu bıraktı ve masanın üzerinde duran kitabı eline aldı.