Arena serisi · 41/41 ·
Arena XLI — Yarın
Adam ayağa kalkınca muhafızlar krala baktı. Tam harekete geçecekleri sırada eliyle durmalarını işaret etti.
Adam kapıya doğru yöneldi. Kimse önünü kesmedi. Kapı arkasından kapandıktan sonra koridordaki ayak sesleri bir süre daha duyuldu, sonra kayboldu.
Birkaç saniye kapıya baktı.
Karşısındaki adam hâlâ yerindeydi.
Kral ona döndü.
— "Sen de gidebilirsin."
Adam başını eğdi ve odadan çıktı.
Kapı yeniden kapandı.
Kral yanındaki muhafızlardan birine döndü.
— "Kapıdakilere söyle. İlk çıkan adamın peşinden birini göndersinler."
Muhafız başını eğdi.
— "Üzerinde muhafız kıyafeti olmasın," diye ekledi. "Uzaktan izlesin. Fark edilmesin."
Muhafız yeniden başını eğdi.
— "Nereye gittiğini öğrenmek istiyorum."
Muhafız odadan çıktı.
Yanında bekleyen danışman bir süre sessiz kaldı.
— "Sıradaki bekliyor, kralım."
Kral koltuğunda biraz geriye yaslandı.
— "Biraz daha beklesin."
Ayağa kalkıp odanın yan tarafındaki balkona çıktı.
Bora yüzüne vurdu. Pelerininin önünü biraz kapatıp korkuluğa yaklaştı.
Aşağıda sarayın önündeki meydan ve ona açılan yollar görünüyordu. İnsanlar rüzgârın içinde bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Konuşmaların sesi zaman zaman yukarıya ulaşıyor ama kelimeler seçilmiyordu.
Bir arabanın üzerindeki örtü rüzgârla açıldı. Arabayı süren adam durup aşağı indi. Örtüyü yeniden bağlamaya çalışırken yanından geçen biri de durdu. İkisi birkaç kez ipi çekip örtüyü yerine oturttular. Diğer adam daha sonra yoluna devam etti.
Biraz ileride iki kişi karşı karşıya durmuş konuşuyordu. Biri elindeki küçük keseyi diğerine uzattı. Karşısındaki başını salladı ve almadı.
Bir süre daha konuştular. Sonra keseyi uzatan kişi onu yanlarındaki taş duvarın üzerine bıraktı ve yürüyüp gitti. Diğeri yerinde kaldı. Birkaç saniye sonra keseye baktı ama dokunmadı.
Kral bakışlarını meydanın başka bir tarafına çevirdi.
Bir süre daha orada kaldı. Sonra balkondan ayrılıp yeniden salona geçti.
Kapıya kısa bir bakış attı. Danışmanı onu bekliyordu.
— "Hazırlar mı?"
— "Evet, kralım."
— "Gelsinler öyleyse."
Yerine oturdu.
Biraz sonra içeri iki adam alındı.
İlk adam, birkaç gün önce diğerinden aldığı tahıl çuvallarının getirildiğinde bir kısmının ıslak olduğunu söyledi. Zararının karşılanmasını istiyordu.
Diğer adam hemen başını iki yana salladı.
— "Kralım, çuvallar arabaya yüklenirken ben de oradaydım. Hepsinin kuru olduğunu bizzat gördüm."
— "Ama bana geldiklerinde değildi," dedi ilk adam.
Bir süre ikisini de dinledi.
— "Arabayı sen mi götürdün?" diye sordu satıcıya.
— "Hayır, kralım."
— "Kim götürdü?"
— "Bir arabacı."
Kral diğer adama döndü.
— "Çuvalları sen mi teslim aldın?"
— "Hayır, kralım. Depodaki adamım aldı. Ben daha sonra geldim."
Kral elini çenesine götürdü ve sakalını kaşıdı. Bakışları bir an kapıya kaydı.
— "Arabacı burada mı?"
— "Hayır, kralım."
Diğer adama baktı.
— "Çuvalları teslim alan adam?"
— "O da burada değil."
İki adam yeniden konuşmaya başlayacak gibi oldu ancak kral elini kaldırınca sustular.
Danışmanı ona doğru hafifçe eğildi. Kral birkaç saniye bekledi.
— "Yarın tekrar gelin," dedi.
— "Kralım?" dedi adamlardan biri.
— "Arabacı da gelsin. Çuvalları teslim alan adam da."
İki adam birbirine baktı.
Kral başka bir şey söylemedi.
Muhafızlardan biri kapıyı açtı. Adamlar başlarını eğip dışarı çıktılar.
Kapı kapandıktan sonra danışmanı önündeki listeye baktı.
Kral oturduğu yerde doğruldu ve omuzlarını dikleştirdi.
— "Sıradaki gelsin."