Arena serisi · 47/47 ·

Arena XLVII — Geçiş

Kapıyı kızı açtı. Üzerinde mutfak önlüğü vardı. Ön kısmına biraz un bulaşmıştı.

— "Tam zamanında geldin anne."

Kızı kenara çekilince içeri geçti.

— "Ne yapıyorsun?"

— "Bol çikolatalı kurabiye. Beyefendinin özel siparişi."

Salondan torununun sesi geldi.

— "Ben sipariş vermedim ki!"

Kızı güldü.

— "Dün üç kere söyledin ama."

— "O dünde kaldı anne!"

— "Peki peki. Hadi gel de anneanneni karşıla bakalım."

Salondan ayak sesleri geldi.

— "Anneanne! Hoş geldin!"

Çocuk koşarak gelip ona sarıldı. O da eğilip kollarını torununun etrafına doladı.

— "Nasılmış bakalım benim torunum?"

— "İyiyim anneanne. Sen nasılsın bakalım?"

— "Biricik torunumu gördüm, daha iyi oldum."

Çocuk birkaç saniye sonra kollarını çözdü.

— "Ben oyuna dönüyorum. Sonra görüşürüz!"

Salona geri koştu.

Anneanne ayakkabılarını çıkarırken arkasından baktı. Kızı mutfağa dönünce o da peşinden gitti.

Tezgâhın üzerinde büyük bir karıştırma kabı, birkaç küçük kâse ve açık bir defter vardı. Kızı arada deftere bakarak hamurla uğraşmaya devam etti.

— "Yardım edeyim mi?"

— "Hayır anne, az kaldı."

Anneanne mutfak masasındaki sandalyelerden birine oturdu.

Salondan bir şeyin devrilmesine benzer bir ses gelince ikisi de kapıya baktı.

— "Ben iyiyim!" diye seslendi çocuk.

Kızı gülüp başını salladı. Anneanne de gülümsedi.

Biraz daha oturduktan sonra ayağa kalktı.

— "Biraz da torunumla oturayım."

Salona geçtiğinde çocuk yerde, koltuktan aldığı iki minderin arkasında oynuyordu. Minderleri salonla koridorun birleştiği yere yan yana koymuştu.

Anneanne koltuğa oturdu. Çocuk oyununa devam etti.

Bir süre sonra kızı, açık tarif defteri elinde, mutfaktan çıkıp sehpadaki telefonuna yöneldi.

Çocuk minderlerin arkasında ayağa kalktı.

— "Geçemezsin!"

— "Neden?"

— "Burası sınır."

Kızı elindeki deftere baktı.

— "Ama ben elçiyim."

— "Neyin elçisi?"

— "Mutfak Krallığı'nın."

Defteri biraz kaldırdı.

— "Krala mesaj götürüyorum."

Çocuk elini uzattı.

— "Mesajı bana ver. Kontrol edeceğim."

— "Olmaz."

— "Neden?"

— "Elçinin mesajına dokunulmaz."

Çocuk birkaç saniye düşündü.

— "Ben muhafızım. Dokunabilirim."

— "Öyle mi?"

Kızı başını hafifçe yana eğdi.

— "O zaman gladyatörümü çağırırım."

Çocuk güldü.

— "O gladyatöre daha önce merhamet etmiştim."

— "Bu sefer o sana merhamet etmeyebilir ama."

— "Deneyebilir."

Kızı minderlerin önünde bekledi.

— "Peki elçi bu sınırı nasıl geçebilir?"

— "Geçemez."

— "Peki. Ya bir kurabiye versem?"

— "İki."

Kızı kaşlarını kaldırdı.

— "Ama bu bildiğin rüşvet."

— "Geçiş ücreti diyelim."

Kızı güldü.

— "Bir."

— "İki."

— "Bir buçuk."

— "Kurabiye yarım olmaz ki."

— "Kırarsam olur."

— "O zaman iki."

Kızı elini uzattı.

— "Anlaştık."

Çocuk elini sıkıp minderlerden birini biraz yana çekti.

— "Artık geçebilirsiniz elçi hanım. Gladyatörünüz de istediği zaman rövanş için gelebilir."

Kızı aradan geçerken oğlunun saçını karıştırdı.

— "Yolsuzluğa bulaştın haberin olsun."

— "Banane."

Kızı sehpadaki telefonunu aldı. Geri dönerken çocuk minderi biraz daha yana çekti.

— "Elçi geri dönmekte serbest."

— "Teşekkürler sayın muhafız."

Anneanne kızının mutfağa dönüşünü izledi. Çocuk da yeniden oyuncaklarının başına oturdu.

Bir süre sonra mutfaktan kızının sesi geldi.

— "Anne, çay koyuyorum. İçersin değil mi?"

— "İçerim kızım."

Anneanne ayağa kalkınca çocuk başını kaldırdı.

— "Anneanne."

— "Efendim?"

İki minderin arasındaki açıklığı gösterdi.

— "Oradan geçme. Orası sınır."

Anneanne minderlere baktı.

— "Peki oğlum."

Minderlerin yanından dolaşıp mutfağa geçti.

Kızı fırının önünde eğilip camdan içeri bakıyordu.

— "Birkaç dakikaya hazır."

Anneanne de fırına baktı.

— "Güzel koktu gerçekten."

— "Beyefendi dün üç kere istedi sonuçta."

Kurabiyeler hazır olduğunda kızı onları tabağa aldı ve iki tanesini ayırdı.

— "Bunlar da muhafızımızın rüşveti."

Anneanne güldü. Kızı tabağı eline aldı.

— "Götüreyim de muhafızın payını vereyim."

— "Dur. Ben götüreyim."

Tabağı kızının elinden aldı. Kurabiyeyle salona döndü. Minderlerin önüne geldiğinde çocuk başını kaldırdı.

Anneanne elindeki tabağı biraz kaldırdı.

— "Geçiş ücretiniz bu muydu?"